Pazartesi, Ekim 25, 2010

gülme duvarı 17. sayı 1 mart 2010

Gülme Duvarı

* Sazandibi: Hamsi'nin tatlısını bile yapan Karadenizliler için
alternatif balık tatlısı...

* Hayvansaray'ın kralı aslan
Ayvansaray'ın kralı biziz leyn...
(Külhanbeyi narası)

* Lost Manyakları bu kadar saçmalamasına rağmen hala:
"Lost, lost deyu deyyu, nice diziler seyrettim... Benim sadık yarim bu
lostmuş"
diyorlar ya... Ne diim...
Güney amerika dizileri gibi oldu diyaloglar:
-Seninle konuşacaklarım var...
- Evet söyle...
- Çok önemli ...
- Dinliyorum...
- Duyduğunda herşeyi anlayacaksın...
- ...Eee söylesene....
- Dur oolm seyirciyi bir tilt ediyim hele!

* Yazılmamış Trafik Kuralları:
Boş taksinin arkasından, dolu taksinin önünden gitmeyeceksin...

* Tamircim Hüseyin Usta anlattı: Kırmızı ışıkta geçtiğine dair
fotoğrafı savcıya gösteren adam: "Bakın geçmiyorum, duruyorum..." demiş...
Fotoğrafta araba hareket etmiyor ya...

* Mesleki Deformasyon:
Öğretmen: Çocuğunuz aptal, ama çok çalışıyor!
Polis: La toplanın La!

*
- Neden Diş Hekimliği?
- Aslanağzı diye bir çiçek vardı... Böyle çocukken yanaklarından
bastırıp ağzını açıp bakmaya bayılırdım... Demek diş hekimi olacağıma
delaletmiş...

*
Ece Temelkuran'ın 'Muz Sesleri' adında bir romanı var... Eşim okuyor...
Muzlar bir bütün olarak çıkıyor sonra tane tane ayrılıyormuş... İşte o
tane tane olurken ses çıkarıyorlarmış... Buna Muz Sesleri deniyormuş...

*
"Çıplakken ağırbaşlılığını koruyabilen çok fazla insan yoktur"
KMM özdeyişleri

*
"Benim dedem türkbüküymüş"
Böyle soylu bir şeymiş gibi desem... Bilmeyen kefal gibi düşse...

*
"Irak'ta kitle imha silahı ararlarken kitle bırakmayacaklar."
tespitini kim yaptıysa, çok hoşuma gitmişti. Aynı zamanda ülkenin çok
değerli ibadet yerleri yıkıldı, yok edildi. Düşünebiliyor musunuz, bu
topraklarda yaşansa böyle bir işgal, Sultanahmet'i, Topkapı Saray'ını
yok etseler, bombalasalar, hepimiz bir olmaz mıydık? Solculuğumuz,
sağcılığımız mı kalırdı... Ama batı acayip kurnaz, o topraklarda
öncelikli olarak sağlam bir bölücülük uyguluyorlar... Irak'taki
kutuplaşmayı çok iyi beceriyorlar... Son zamanlarda katliam filmleri
izliyorum... Hotel Rwanda, en inanılmazı... Rwanda'da iki halk var:
Hutu'lar ve Tutsi'ler... Bu iki halkı, ülkeyi sömüren Belçika'lılar hiç
yoktan yaratmışlar... Daha beyaz ırka bir isim verip, bahçıvanlık, ev
işleri, bürokratik işlerde görevlendirmişler... Koyu tenlilere ağır
işler vermişler... Tarlalarda çalıştırmışlar... İnşaat işçiliği
yaptırmışlar... Ülkeyi terk ettiklerinde kendilerine yakın tuttukları
ırka yönetimi bırakmışlar... Fransızlar bunlara silah satmış... Almanlar
yönetime yardım etmişler... Ama altta kalan ırk, ezilmekten kurtulmak
adına palalarla diğerlerini katletmiş... Film bunu anlatıyor...

Vals in Bashir beni daha çok tehşet içersinde bıraktı... Lübnan
nüfusunun % 95'i Arap, %5'i Ermeni.
%70'i Müslüman ve % 30'u Hıristiyan... Bashir sülalesi ülkenin köklü,
Hıristiyan ve nüfuslu ailelerinden ve yönetimde her zaman bulunmuşlar...
Dede, Hitler Almanya'sındaki örgütlenmeden çok etkilenmiş ve ülkesine
döndüğünde faşist Hıristiyan falanjistleri kurmuş... 1975'te iç savaş
çıktığında önce Suriye'yi Lübnan'ı işgale davet etmiş, sonra dönüp
İsraillilerle işbirliği yapmış... Film, Falanjistlerin, 1982'deki İsrail
işgali sırasında, Sabra ve Şatilla kamplarındaki Filistinlileri
katletme işini İsrailli askerlerin gözleri önünde yapmasını anlatıyor...
Burada deşifre edilen Bashir, suikastte öldürülen torun... Olayı
Hıristiyanlar yaptığı için İsrailliler çok rahat vicdan
temizleyebilmişler bu film ile... Daha çok Falanjistleri eleştirir
gibiler... Ama kendi başkanları Ariel Sharon'a da iyi bir laf sokmuş...
Filmi izlerseniz bir şey büyük şok yaratıyor... Katledilenlerin Sünni
olmasından dolayı, Şiiler o bölgeye giden İsraillileri alkışlaması...
Çok acı... O Şiiler ilerde İsrail ile mücadele için bir sürü örgüt
kurmak zorunda kalacak olması ne büyük tezatlık...
Son izlediğim katliam filmi ise: Nanjing! Nanjing!... Bunun hakkında
ise sadece şunu söyleyebilirim, Japonlar Nanjing'de Hiroşima'da ölen
Japon sayısından daha çok Çinliyi katletmişler... Hem de çok acımasızca...
Birçok kadına tecavüz etmişler ve binlercesini Japonya'daki
genelevlere göndermişler... Bu dünya'da insana, insandan büyük zulmeden
yok gerçekten... Bir mizah yazısında içinizi kararttım belki ama
izlediklerimi paylaşmak istedim...

Kalasınız Sağlıcanan

dt Cihangir Bayburtluoğlu

dip not:
ilk bisiklete ne zaman nerede bindiğimi hatırlamıyorum
ilk denize girişimi
büyük travmalar geçirdiğim üniversiteden mezum olduğum günü bile
hatırlamıyorum
tutkum olan sinemayı ilk izlediğim yılı
meslekte ilk hastama müdehale edişimi

ama bu günü (8 mart 2010) hayatım boyunca unutmıycam.
dünyaya bir can hediye ettim
bir canan dünyaya getirdi biricik karıcığım
kızımız 'Peri' doğdu 'Peri Masalı' başladı Artık bizim ev, 'Perili bir
ev'...

Yazarın Bir Kızı oldu baabında :)

Etiketler: