Pazartesi, Ekim 25, 2010

gülme duvarı 16. sayı Mart 2010

Bozdoğan Su Kemeri ve Atlar

"Şu İstanbul’da görmediğin bi yer varsa onu beraber görelim" dedi.
"Oolm İstanbul'da görmediğim bir yer varsa daha yapılmamıştır" diye böbürlendim.
"Pekii, şunun tepesine çıktın mı?"

Klasik her şehre geleni götürdüğüm tarihi yarım adayı gezmek üzere
Unkapanı köprüsünden geçiyorduk...

(Unkapanı ne ya! Un çuvallarının olduğu yerdeki fare kapanına un kapanı diyorlar sanırsam)

Gösterdiği şey Bozdoğan Su Kemeri’ydi... 'Yok deve' bakışı attım... Baktım ısrarlı ve alaycı bir şekilde beni süzüyor, cevabımı yapıştırdım: "Bi çıkmadığım o kaldı ona da çıkarız evelallah"

Hayattaki iyi dostlar, aynı zamanda senin geçmişindeki inanılmaz olayların şahitleridir... Onları ömür boyu taşıman lazım... "ara sor oolm, bak şu, bu, hatta 'o' yanımdaydı" diyebilmek için... “İnanmıyorsan al telefonumu ara” … Telefonlarını da bilmek lazım... Örneğin, Kara mizah merkezi olarak, zengin tarikatı 'şiri mataşi ateşini' basmamız; 'Siyaset Meydanını' dağıtmamız, 'Koç Müzesini bize ödül verirken, kahkahalarımızla inletmemiz' vukuatlarında kara mizahtan herkesi şahit gösterebilirim...

İki kişilik çılgınlıklarımızın şahitleri ise bir kişidir... Savaş diye bir ev arkadaşım vardı Üsküdar’dan ev arkadaşım... Onunla daha restore edilmeden önce Kız Kulesine çıkmıştık... İkimiz de bayrak direğinin tepesine kadar tırmandık... Size inanılmaz gelecektir belki ama oradan Üsküdar’ın deniz gören yamacından öteleri, Koşuyolu’nu falan
görebiliyorsun... Öyle yüksek yani...

Saraçoğlu'ndaki su kemerinin tepesindeyiz liseden dostumla... Deli bir manzarası var... Süleymaniye Camii'nin iç avlusunu falan görüyorsun... (sana hep tepeden baktım İstanbul)... Kemerin üstünde fink attıktan sonra kendimizi bişii sanıp "heyt be kaç kişi çıkmıştır
ki bu kereme" diye aşağıdan son kez baktığımızda bi kaç afacan kemerin üstünden kağıt uçak yapıp attıklarını gördük... Dumurun dibine vurduk haliyle…

Şimdi kemerin altından trilyonuncu kez arabayla geçiyorum... Endüstri mühendisliğinde okuyan bir kız arkadaş, ‘suyu kemerin altından mı geçiriyorlar?’ dediğinde çok gülmüştük... Şehre nasıl bir su geldiğini canlandırıyorsa artık dimağsında... Şimdi hatırlayınca diğer kazmalıkları aklıma geldi:"Çevir kazı yanmasın" yerine "Çevir gazı yanmasın" derdi... Ocağın gazı sanıyormuş değimdeki “kaz”ı... Bir de "at binenim kılıç kuş ananın" sözünde kılıç'ı 'kuşana' diye ulvi bir varlığa ait olduğu sanıyormuş... Buna bile çok gülmüştük...

Yanlış anlama mizahın en ana damarlarından biri...

Dergilerde ise en çok yapılan mizah türü artık tespit mizahı oldu... Ben bir ara "Fasarya" diye absürt mizah yapmaya çalışıyordum... O bile çok dayanmadı... Şimdi mizah tespit, hep tespit... Bunun da sonu gelir herhalde...

Tespite dayalı mizahın yoğun bu köşede farklı denemeler de yapmaya çalışıyorum… Mizahın farklı yazı türlerine örnek olsun baabında… Ama asıl teması tespit mizahı tabiî ki köşenin… Bundan kelle su kemeri olayından devam ediciim (İstanbul Türkçesi)

Yauv bu kemerler 1500 yıl önce yapılmış, Nasıl oluyor altından kamyon geçebiliyor... Ya da otobüs... Bırak otobüsü minibüsü benim araba geçmesi bile mucize gibi... Diil ama... Bunun tek bir anlamı var okuyucu, atın mabedi... At'ın arkasının büyüklüğü... Amiyane olacak ama atın kıçı... At arabası deli bir standart getirmiş dünyaya... Tren raylarının genişliğini belirlemiş... O trenlerde giden vagonların büyüklüğünü... Mesela ilk uzay mekiği raylarda taşındığından at, onun tasarısını da deli etkilemiş...

Seinfeld gelmiş geçmiş en komik sitkom... Dergimizin özverili kardeşlerinden aynı zamanda kara mizah’tan Faruk onun bir stand up’ını ilk Türkçeye çevirmekle kalmadı, beleş internet ortamına hibe etti… Seinfeld’in bu stand-up’ında at standartı konsunda deli komik tespitleri var... At yarışlarını anlatıyor, insanın attan inip, 200 beygir gücünde bir arabaya binmesinin absürtlüğünden dem vuruyor... Ama en komiği; uzay mekiği haberi okurken acayip sinirlenmiş... Çünkü uzay mekiği 10 milyon beygir gücünde falanmış... "Hala daha beygirle mukayese niye ediyorsun be adam, milyon diyerek beygiri niye aşağılıyorsun" diyor ... çok komik..

Bana göre bu da mekiğin intikamı... Eh her zaman "atın intikamı"
olmayacak ya! (kovboy film mizahı)

At deyince aklıma hep aynı hikaye gelir… “Kuzeyde Bir Yer” dizisinde duymuştum:

Büyük şef’in dillere destan bembeyaz bir atı varmış… Ve at bir gün ipini koparıp kaçmış… Diğer şefler üzüntülerini iletmek için büyük şefin çadırına gelmişler, büyük şef:

“belki, belki kötü oldu” demiş…

Beyaz at onlarca güzel vahşi atla gelmiş… Şefler gürünce hayret etmişler ve büyük şef’e ne kadar haklı olduğunu söylemeye gelmişler… Büyük şef:

“belki, belki iyi oldu” demiş…

Atlardan birini oğluna vermiş büyük şef ve oğlu atı ehlileştirirken üstünden düşmüş… Felç olmuş… Şefler, belki iyi oldu dediğini hatırlatıp, “biz iyi dedik ama bak ne kadar kötü oldu biricik oğlun sakat kaldı” demişler… Büyük şef:

“belki, belki kötü oldu” demiş…

Hikaye böyle sonsuza kadar gidiyor… Ben en az 10 falan uzatabildim… Ama hikayenin özü: “Her şeyde bir hayır vardır” bence… “her şeyde hayır var” lafını bir çok yerde rastlayabilirsiniz… Biraz dikkatli bakmanız yeterli… Hatta en güzellerinden birini üstat Nietzsche demiş:

“Beni öldürmeyen hey şey, güçlendirir”


Düzeltme var:
- Hide quoted text -

Gülme Duvarı

Bozdoğan Su Kemeri ve Atlar

"Şu İstanbul'da görmediğin bi yer varsa onu beraber görelim" dedi.
"Oolm İstanbul'da görmediğim bir yer varsa daha yapılmamıştır" diye
böbürlendim.
"Pekii, şunun tepesine çıktın mı?"
Klasik her şehre geleni götürdüğüm tarihi yarım adayı gezmek üzere
Unkapanı köprüsünden geçiyorduk...
(Unkapanı ne ya! Un çuvallarının olduğu yerdeki fare kapanına un
kapanı diyorlar sanırsam)
Gösterdiği şey Bozdoğan Su Kemeri'ydi... 'Yok deve' bakışı attım...
Baktım ısrarlı ve alaycı bir şekilde beni süzüyor, cevabımı
yapıştırdım: "Bi çıkmadığım o kaldı ona da çıkarız evelallah"
Hayattaki iyi dostlar, aynı zamanda senin geçmişindeki inanılmaz
olayların şahitleridir... Onları ömür boyu taşıman lazım... "ara sor
oolm, bak şu, bu, hatta 'o' yanımdaydı" diyebilmek için...
"İnanmıyorsan al telefonumu ara" ... Telefonlarını da bilmek lazım...
Örneğin, Kara mizah merkezi olarak, zengin tarikatı 'şiri mataşi
ateşini' basmamız; 'Siyaset Meydanını' dağıtmamız, 'Koç Müzesini bize
ödül verirken, kahkahalarımızla inletmemiz' vukuatlarında kara
mizahtan herkesi şahit gösterebilirim...
İki kişilik çılgınlıklarımızın şahitleri ise bir kişidir... Savaş diye
bir ev arkadaşım vardı Üsküdar'dan ev arkadaşım... Onunla daha restore
edilmeden önce Kız Kulesine çıkmıştık... İkimiz de bayrak direğinin
tepesine kadar tırmandık... Size inanılmaz gelecektir belki ama oradan
Üsküdar'ın deniz gören yamacından öteleri, Koşuyolu'nu falan
görebiliyorsun... Öyle yüksek yani...
Saraçoğlu'ndaki su kemerinin tepesindeyiz liseden dostumla... Deli bir
manzarası var... Süleymaniye Camii'nin iç avlusunu falan görüyorsun...
(sana hep tepeden baktım İstanbul)... Kemerin üstünde fink attıktan
sonra kendimizi bişii sanıp "heyt be kaç kişi çıkmıştır
ki bu kemere" diye aşağıdan son kez baktığımızda bi kaç afacan kemerin
- Hide quoted text -
üstünden kağıt uçak yapıp attıklarını gördük... Dumurun dibine vurduk
haliyle...
Şimdi kemerin altından trilyonuncu kez arabayla geçiyorum... Endüstri
mühendisliğinde okuyan bir kız arkadaş, 'suyu kemerin altından mı
geçiriyorlar?' dediğinde çok gülmüştük... Şehre nasıl bir su geldiğini
canlandırıyorsa artık dimağsında... Şimdi hatırlayınca diğer
kazmalıkları aklıma geldi:"Çevir kazı yanmasın" yerine "Çevir gazı
yanmasın" derdi... Ocağın gazı sanıyormuş değimdeki "kaz"ı... Bir de
"at binenim kılıç kuş ananın" sözünde kılıç'ı 'kuşana' diye ulvi bir
varlığa ait olduğu sanıyormuş... Buna bile çok gülmüştük...
Yanlış anlama mizahın en ana damarlarından biri...
Dergilerde ise en çok yapılan mizah türü artık tespit mizahı oldu...
Ben bir ara "Fasarya" diye absürt mizah yapmaya çalışıyordum... O bile
çok dayanmadı... Şimdi mizah tespit, hep tespit... Bunun da sonu gelir
herhalde...
Tespite dayalı mizahın yoğun bu köşede, farklı denemeler de yapmaya
çalışıyorum... Mizahın farklı yazı türlerine örnek olsun baabında...
Ama
asıl teması tespit mizahı tabiî ki köşenin... Bundan kelle su kemeri
olayından devam ediciim (İstanbul Türkçesi)
Yauv bu kemerler 1500 yıl önce yapılmış, Nasıl oluyor altından kamyon
geçebiliyor... Ya da otobüs... Bırak otobüsü minibüsü benim araba
geçmesi bile mucize gibi... Diil ama... Bunun tek bir anlamı var
okuyucu, atın mabedi... At'ın arkasının büyüklüğü... Amiyane olacak
ama atın kıçı... At arabası deli bir standart getirmiş dünyaya... Tren
raylarının genişliğini belirlemiş... O trenlerde giden vagonların
büyüklüğünü... Mesela ilk uzay mekiği raylarda taşındığından at, onun
tasarısını da deli etkilemiş...
Seinfeld gelmiş geçmiş en komik sitkom... Dergimizin özverili
kardeşlerinden aynı zamanda kara mizah'tan Faruk onun bir stand up'ını
ilk Türkçeye çevirmekle kalmadı, beleş internet ortamına hibe etti...
Seinfeld'in bu stand-up'ında at standartı konsunda deli komik
tespitleri var... At yarışlarını anlatıyor, insanın attan inip, 200
beygir gücünde bir arabaya binmesinin absürtlüğünden dem vuruyor...
Ama en komiği; uzay mekiği haberi okurken acayip sinirlenmiş... Çünkü
uzay mekiği 10 milyon beygir gücünde falanmış... "Hala daha beygirle
mukayese niye ediyorsun be adam, milyon diyerek beygiri niye
aşağılıyorsun" diyor ... çok komik..
Bana göre bu da mekiğin intikamı... Eh her zaman "atın intikamı"
olmayacak ya! (kovboy film mizahı)
At deyince aklıma hep aynı hikaye gelir... "Kuzeyde Bir Yer" dizisinde
duymuştum:
Büyük şef'in dillere destan bembeyaz bir atı varmış... Ve at bir gün
ipini koparıp kaçmış... Diğer şefler üzüntülerini iletmek için büyük
şefin çadırına gelmişler, büyük şef:
"belki, belki kötü oldu" demiş...
Beyaz at onlarca güzel vahşi atla gelmiş... Şefler gürünce hayret
etmişler ve büyük şef'e ne kadar haklı olduğunu söylemeye gelmişler...
Büyük şef:
"belki, belki iyi oldu" demiş...
Atlardan birini oğluna vermiş büyük şef ve oğlu atı ehlileştirirken
üstünden düşmüş... Felç olmuş... Şefler, belki iyi oldu dediğini
hatırlatıp, "biz iyi dedik ama bak ne kadar kötü oldu biricik oğlun
sakat kaldı" demişler... Büyük şef:
"belki, belki kötü oldu" demiş...
Hikaye böyle sonsuza kadar gidiyor... Ben en az on bölüm falan
uzatabildim...
Ama hikayenin özü: "Her şeyde bir hayır vardır" bence... "her şeyde
hayır var" lafını bir çok yerde rastlayabilirsiniz... Biraz dikkatli
bakmanız yeterli... Hatta en güzellerinden birini üstat Nietzsche
demiş:
"Beni öldürmeyen hey şey beni güçlendirir"


Bozdoğan Su Kemeri ve Atlar

"Şu istanbulda görmediğin bi yer varsa onu beraber görelim" dedi...
"Oolm istanbul'da görmediğim bir yer varsa daha yapılmamıştır" diye
böbürlendim...
"Peki şunun tepesine çıktın mı?"

Klasik her şehre geleni götürdüğüm tarihi yarım adayı gezmek üzere
unkapanı köprüsünden geçiyorduk... Gösterdiği şey ise bozdoğan su
kemeriydi... 'Yok deve' bakışı attım... Baktım ısrarlı ve alaycı bir
şekilde beni süzüyor, cevabımı yapıştırdım: "Bi çıkmadığım o kaldı ona
da çıkarız evelallah"

Hayattaki iyi dostlar, aynı zamanda senin geçmişindeki inanılmaz
olayların şahitleridir... Onları ömür boyu taşıman lazım... "ara sor
oolm, bak şu, bu, hatta 'o' yanımdaydı" diyebilmek için...İnanmıyorsan
al telefonumu ara... telefonlarını da bilmek lazım... Örneğin, Kara
mizah merkezi olarak, zengin tarikatı 'şiri mataşi ataşini' basmamız;
'siyaset meydanını' dağıtmamız, 'koç müzesini bize ödül verirken,
kahkahalarımızla inletmemiz' vukuatlarında kara mizahta dergide
çalışanları bile şahit gösterebilirim... Bir de tek tük yaptığınız iki
kişilik çılgınlıklar vardır... Onların şahidi bir kişidir... Savaş
diye bir ev arkadaşım vardı üsküdarda... Onunla daha restore edilmeden
önce kızkulesine çıkmıştık... ikimiz de bayrak direğinin tepesine
kadar tırmandık... Size inanılmaz gelecektir belki ama oradan
üsküdarın deniz gören yamacından öteleri, koşuyolunu falan
görebiliyorsun... Öyle yüksek yani...

Saraçoğlu'nun oradaki kemerin de üstüne liseden bir dostumla çıktım...
Deli bir manzarası var... Süleymaniye camii'nin iç avlusunu falan
görüyorsun... (sana hep tepeden baktım istanbul)... Kemerin üstünde
fink attıktan sonra kendimizi bişii sanıp "heyt be kaç kişi çıkmıştır
ki bu kereme" diye aşağıdan son kez baktığımızda bi kaç afacan kemerin
üstünden kağıt uçak yapıp atıyorlardı...

Şimdi kemerin altından trilyonuncu kez arabayla geçiyorum... Endüstri
mühendisliğinde okuyan bir kız arkadaş, suyu kemerin altından mı
geçiriyorlar dediğinde çok gülmüştük... Şehre nasıl bir su geldiğini
canlandıran o dimağın yerinde kimse olmak istemez herhalde... Şimdi
hatırlayınca diğer kazmalıkları aklıma geldi:"Çevir kazı yanmasın"
yerine "Çevir gazı yanmasın" derdi... Ocağın gazı sanıyormuş değimdeki
kazı... Bir de "at binenim kılıç kuş ananın" sözünde kılıç'ı 'kuşana'
diye ulvi bir varlığa ait olduğu sanıyormuş... Buna bile çok
gülmüştük... Yanlış anlama mizahın en ana damarlarından biri...

Dergilerde ise en çok yapılan mizah türü artık tespit mizahı oldu...
Ben bir ara "Fasarya" diye absürt mizah yapmaya çalışıyordum... O bile
çok dayanmadı... Şimdi mizah tespit, hep tespit... Bunun da sonu gelir
herhalde...

Tespite dayalı mizahın yoğun bu köşede farklı denemeler yapıyorum, ama
tespite devam edeceğim... Yauv bu kemerler 1500 yıl önce yapılmış,
nasıl oluyor altından kamyon geçebiliyor... Ya da otobüs... Bırak
otobüsü minübüsü benim araba geçmesi bile mucize gibi... Diil ama...
Bunun tek bir anlamı var okuyucu, atın mabedi... At'ın arkasının
büyüklüğü... Amiyane olacak ama atın kıçı...
At arabası deli bir standar getirmiş dünyaya... Tren raylanın
genişliğini belirlemiş... O trenlerde giden vagonların büyüklüğünü...
Mesela ilk uzay mekiği raylarda taşındığından at onun içinde
belirleyici olmuş...

Seinfeld gelmiş geçmiş en komik sitkom... Seinfeld onun başında
yaptığı stand uplarında ve özel stand up'ında at standartı konsunda
deli komik tespitleri var... At yarışlarını anlatıyor, insanın attan
inip 200 beygir gücünde bir arabaya binmesinin absürtlüğünden dem
vuruyor... Ama en komiği; uzay mekiği haberi okurken acaip
sinirlenmiş... Çünkü uzay mekiği 10 milyon beygir gücünde falanmış...
"Hala daha beygirle mukayese niye ediyorsun be adam, milyon diyerek
beygiri niye aşağılıyorsun" diyor ... çok komik..

Bana göre bu da mekiğin intikamı... Eh her zaman "atın intikamı"
olmayacak ya! (kovboy film mizahı)

Bugünlerde eşinize, sevdiceğinize dünyanın en pahalı şeyini
alabilirsiniz
Dünyanın en pahalı benziniye bir yerelere götürün ve
dünyanın en pahalı eti İstanbul'da olduğundan
ekmek arası bir köfte ısmarlayın... Dünyanın en pahalı hediyelerinden
birini vermiş olursunuz..

dt cihangir bayburtluoğlu

Etiketler: