gülme duvarı 11. sayı ekim 2009
Doğu - Batı üzerine beylik laflar
'Ne Batıyız, Ne Doğu' söylevlerine bir yenisini ekledim:
"Kimimiz anladıysa 'Arap' oluyor, kimimize göreyse her şey 'Fransız'
"
Pekii nedir bu Doğu - Batı arasındaki derin fark:
* Batı bir batında bir, Doğu olabildiğince doğurgan...
*Batı Batmaya Mahkûm, Doğu doğmaya gebe...
*Doğunun daha doğusu Batı, Batının daha doğrusu Doğu
Lakin biz neyiz doğu muyuz batı mıyız?
"Küçük Amerika mı olucaz, yoksa orta boy İran mı" (sistemsizler
kabaresinden)
"Türkiye ne İran olur ne de İsviçre" Uzun Hasan
Bu konuda en büyük ahkâmı kesen Sakallı Celal filozofumuz da en
doğrusunu söylemiş :
"Türkiye durmaksızın doğuya giden bir gemidir, bazıları bu geminin
güvertesinde batıya doğru koşarak batıya gittiklerini sanırlar."
Bayrama Dair:
Anneannem: "Bayram gelecek yarın. Topal eşekle, karşıki bayırdan sabah
erkenden inecek" diye korkuturdu bizi. O küçücük bayram
harçlıklarımıza göz diken bakkal bin türlü patlayıcı ve oyuncak
getirirdi.
Tahta toplu, gres yağlı langırt masalarında yepyeni elbiselerimizi
pisletmeden gelmezdik eve.
Bayram demek asker gazozu demek, koşmak demek, düşmek demek, yeni
elbiseleri yırtmak kirletmek demekti...
Çok eğlenceliydi çook!
Şimdi anlıyorum ki bayram Çocuğa gelirdi...
deliye gelemezdi...
Bize hiç gelmezdi...
Şimdi Bayram gelmiş neyime diyorum...
Hem de öyle ki,
Karşı bayırdan topal eşekle inse şaşırmam, diyorum...
Araklamafobiya
I
"beni kabul edecek bir kulübe neden üye oliim ki?"
Groucho Marx
"beni seven bir kadınla neden birlikte oliim ki?"
Anny Hall filminde Woody Allen
"beni kabul edecek bir örgüte neden giriim ki?"
Pardon filminde Ferhan Şensoy
II
"-eşinizle aranızdaki ortak yan nedir?
-aynı gün evlendik"
Biz Duvar Yazısıyız - bir duvar yazıları şaheseri
28ağustos2009'da fox tv'de Vatan Şaşmaz'ın sorusuna Müjdat Gezen'in
verdiği cevap:
-Müjdat Abi eşinizle ortak yönünüz var mı?
- Var Tabii, aynı gün evlendik...
Küvete su doldurmak...
Bizim geleneklerimizde küvete su doldurularak diye bişii yok... Küvete
su sadece ve sadece sular kesileceği haberi alınınca anne tarafından
yapılan bişiidir... Bu yüzden bütün küvetlerde hamam oturağı vardır... Biz
millet olarak küvete yayılmayız... Küvetin içine bile bir oturak koyup
otururuz... Ki ben jakuzinin içine "hamam oturağı" koyanını bile gördüm...
Annayın artık! Bir de bu olayın senin üzerinde anlamsızlık yaratan
etkileri vardır: Anne, küveti suyla doldurmuştur... Banyoya girmek
istersin... Anne "dur girme sular kesilecekmiş küvete su doldurdum" der...
Dünyanın en komik anlarından biridir...
Kardeşim Anıl, ailecek izlenen prime-time kadın dizilerini sabote
etmeyi çok sever. Yani annemi ve kız kardeşimi tv karşısında
kızdırmaya bayılır... Aşklı memnulu, Hanım ağalı dramaların birinde kız
banyo yapmak için küveti doldurmaya kalktığında "aha da sular
kesilecek galiba, kız küveti dolduruyor" deyip saatlerce gülmüş... Keşke
o dizide de öyle olsaydı... Bize bizi anlatsaydı... Tıpkı Beyaz'ın
hayatında ilk defa küvette yıkanırken yaşadığı dünyanın en komik,
elmalı şampuan hikayesinde yaşadığı şey gibi... (Bilmeyenler bilenlere
anlatsın, bilenler nette sörç etsin tekrar ansın)
Eski Bayramlar:
Televizyon camiasında belirli kişiler vardır dönemi gelince boy boy
gözükürler, Darbe zamanının Hasan Mutlu Canı, Siyaset Meydanı'nın
Hatemileri, Dünya kupası'nın Halit Kıvancı, Eurovision şarkı
yarışmasının Bülent Özveren'i gibi... Eski bayramları da hep Aydın
Boysan'a sorarlar... Sahi gerçek midir hep bahsettiği, kitaplarında
yazdığı "ip üstünde cambaz'ın kurban kestiği" hikayesi... Ben bunu
yazacakken mukaddimemde sıraladığım isimlerden Hatemi'lere takıldım...
Tornistan edip onları anlatacağım... Levent Kırca'nın skeçlerinden
birinde Sözde Siyaset Meydanı müstahdemi yerleri süpürürken
Hatemi'lere çarpar, diğer müstahdem buna "oolm bunlar siyaset meydanın
çakılı kadrosundandır, buradan bi yere ayrılmazlar" falan der... Komik
mi? Diil, ama ben Hatemi'lerin şu kompozisyonuna çok gülmüştüm:
Hüseyin Hatemi'ye söz düşer tam birkaç kelime etmişken eşi Kezban
Hatemi sözünü keser ve fısıldayarak "o konuya girme" der... Bu fısıltıyı
kaç kişi duydu bilmiyorum ama ben gülmekten koltuktan düştüm... Hatemi
susar, zaten ağır aksak giden konuşması kesilir, zar zor toparlar ve
başka bir konuya geçer... Ben Ali Kırca'nın tartışmayı burada kesip:
"beyler bi dakka bi dakka, bundan sonra beş-on siyaset meydanı bunu
tartışmalıyız" falan demesini bekledim... Demek ki adam alem-i cihan
olsa; eşi dünyanın en kültürlü kadını olsa, gene de eşinin: "yapma,
etme, onu yeme, bunu söyleme" uyarılarına muhatap olabiliyor, olmadık
yerde karizmayı sıfırlayabiliyor... İsterdim ki buradan itibaren bu
tartışılsın... Ama maalesef es geçildi ve tarihin tozlu raflarında
yerini aldı...
Hz Musa ile Röportaj yapmak
Hayatımda yediğim sağlam iki tokattır Hz Musa heykeli mevzu-i bahsi...
Sinan abi vardı eniştemiz... Entelektüel biri olarak görür ona bilgi
satmaya bayılırdım...
Bi gün okuduğum taze bir bilgiyi hemen sıcağı sıcağına ona aktarmak
istedim:
"Abi Mikelanj Hz Musa heykelini yaptığında, o kadar beğenmiş ki dile
gelecek sanmış, çekici fırlatmış ve 'Konuş' diye haykırmış"
Sinan Abi: Mikalanjın Musa değil, Hz Davud heykeli var, diyerek tüm
hevesimi resetledi... Lan yeni öğrenmişim nasıl ezersin bilgimi... Bu laf
ne kadar bana koyduysa, İtalyayı gezerken ilk işim Roma'da Musa
heykelini görmek oldu... Bi yandan da derdimi Musa'ya anlatmak istedim...
Çoğu turistin iplemediği, ücra bir kilisedeydi heykel... Baktım Musa'nın
kafasında iki tane boynuz var... Sordum soruşturdum; onunla ilgili
oradaki kitaplara baktım; elimizdeki gezi rehberinde inceledim;
inanılmaz bir bilgiye vasıl oldum... O gene eski İbranicede
peygamberlerin başının üzerinde olduğuna inanılan parlak hare
kelimesiyle, boynuz kelimesi aynıymış... Latinceye çevirirlerken
inanılmaz bir hata yapmışlar... Taze bilgi... Hemen satmalıyım... Memlekete
döndüm ve bu bilgiyi satabileceğim bu konulara hakim birini aradım...
Alper, sanat tarihi dersini yeni almış, görsel sanatlarda okuyan
yazılarımızı paylaştığımız ve yazı konusunda birbirimizi beğendiğimiz
ve hatta gaza getirdiğimiz güzel bir Kara Mizah Merkezi dostu... Bunu
anlattım "Yök yaa, Musa heykeline boynuz mu takmış Mikelanj, oolm
yemişler seni boynuz falan yoktur, ben o heykeli biliyorum bende
mikalanjın albümü bile var" falan diye sağlı sollu gül yağmuru tuttu
beni ve tabiki derinden yareledi... "Gözümle gördüm diyorum niye
inanmıyorsun..."
İşte sevgili okuyucu Musa Heykeli ile röportaj yaptım... Mikelanja tek
kelime etmeyen, ama bana komple açılan bu büyük eserle yapılan uzun
sohbeti ilk siz okuyacaktınız... Musa heykelinin nasıl Mikelanja
kızdığını, dizindeki çekiç çatlağından nasıl dizlerinin ağrıdığını ve
özellikle boynuz konusunda ne kadar öfkeli olduğunu öğrenecektiniz...
Ama Musa heykeli konusunda çok darbe yedim... Şimdi sen de bana
inanmazsın diye korktum... Vaz Caydım... Kalasın Saalıcanan
Dt Cihangir Bayburtluoğlu
Gelecek ay bu köşede GS yeni teknik direktörü Rijkaard'ın: "Türk
Futbolunda heşeyden var, ama hiçbiri tam değil" sözünü
inceleyeceğiz... Bunu türk futbolu için değil, tüm Türkiye için
geçerli bir söz olmasından kelle, bizi çok iyi çözen Rijkaard'ı tebrik
edecek ve bu olguyu tartışacağız...
Hayatımda yediğim sağlam iki tokattır Hz Musa heykeli mevzu-i bahsi...
Sinan abi vardı eniştemiz... Entelektüel biri olarak görür ona bilgi
satmaya bayılırdım...
Bi gün okuduğum taze bir bilgiyi hemen sıcağı sıcağına ona aktarmak
istedim:
"Abi Mikelanj Hz Musa heykelini yaptığında, o kadar beğenmiş ki dile
gelecek sanmış, çekici fırlatmış ve 'Konuş' diye haykırmış"
Sinan Abi: Mikalanjın Musa değil, Hz Davud heykeli var, diyerek tüm
hevesimi resetledi... Lan yeni öğrenmişim nasıl ezersin bilgimi... Bu
laf
ne kadar bana koyduysa, İtalyayı gezerken ilk işim Roma'da Musa
heykelini görmek oldu... Bi yandan da derdimi Musa'ya anlatmak
istedim...
Çoğu turistin iplemediği, ücra bir kilisedeydi heykel... Baktım
Musa'nın
kafasında iki tane boynuz var... Sordum soruşturdum; onunla ilgili
oradaki kitaplara baktım; elimizdeki gezi rehberinde inceledim;
inanılmaz bir bilgiye vasıl oldum... O gene eski İbranicede
peygamberlerin başının üzerinde olduğuna inanılan parlak hare
kelimesiyle, boynuz kelimesi aynıymış... Latinceye çevirirlerken
inanılmaz bir hata yapmışlar... Taze bilgi... Hemen satmalıyım...
Memlekete
döndüm ve bu bilgiyi satabileceğim bu konulara hakim birini aradım...
Alper, sanat tarihi dersini yeni almış; görsel sanatlarda okuyan;
yazılarımızı paylaştığımız ve yazı konusunda birbirimizi beğendiğimiz
ve hatta gaza getirdiğimiz güzel bir Kara Mizah Merkezi dostu... Bunu
anlattım "Yök yaa, Musa heykeline boynuz mu takmış Mikelanj, oolm
yemişler seni boynuz falan yoktur, ben o heykeli biliyorum bende
inanmıyorsun..."
İşte sevgili okuyucu Musa Heykeli ile röportaj yaptım... Mikelanja tek
okuyacaktınız...
Heykelin, nasıl Mikelanja
özellikle boynuz konusunda ne kadar öfkeli olduğunu öğrenecektiniz...
Ama Musa heykeli konusunda çok darbe yedim... Şimdi sen de bana
inanmazsın diye korktum... Vaz Caydım... Kalasın Saalıcanan
Etiketler: gülme duvarı


0 tane yorum:
Yorum yazabiliriiiim!
<< Anasayfa