Pazartesi, Ekim 25, 2010

Gülme Duvarı Yedinci Sayı Haziran 2009

Sünnet Konvoyu Müzisyenleri


Hayat bazı meslekler için zulümdür ya... Mesela Davulcu Zurnacı, Romen kardeşlerimiz gayet eğlenceli insanlardır... Ritim duyguları doğuştan gelişmiştir... Ama sünnet düğünlerinde, genelde Reno12 içersine tıkıştırılırlar ve orada çalmaları istenir... Bu ne yaaa!


Karikatür:

(Yapılabilirse çok komik olacağını düşünüyorum: Bir konvoy bir sürü filarmoni orkestrası müzisyeni ve enstrumanları arabalara sıkışmışlar... Kan ter içinde çalmaya çalışıyorlar...)

En baştaki kamyonetteki eli cebindeki adam diğerine: Bu nasıl bir görgüsüzlüktür allahım... Sünnet konvoyu için filarmoni orkestrası tutmuş adam

Anlatan adam yanındaki: Bana ne söylüyorsun kardeşim... Ben maestro'yum... Görevimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum...

Piri Reis, harita konusunda pirdir üstattır, lakin Google Earth’ü görse n’apardı?

Herhalde ilk işi kendi dünya haritasında Antartika ve Küba kısımlarını düzeltmek olurdu…


Karikatür: (piri reis bilgisayar karşısında Google Earth’e bakıyor)

Kaptan’ı deryam Nur’ül ekrandan başınızı kaldıramıyorsunuz… Sizin için endişelenmekteyiz…

Piri Reis: Desturun be … Afrika da amma büyükmüş kardeşim….


* Dönemim Padişah’ıda o sırada CivilizationIV oynamaktadır…

* Pera’da Perde’ül Ak’ta ise şu film tebaya nakşedilmektedir:

Ta ecdadın-ı mekteb-ül medrese… (bugünün hababam sınıfına falan tekabül ediyor)


Google Earth’ü ilk keşfettiğimde, dünyaya yeniden gelmiş gibi oldum… İşte koca dünya avuçlarımdaydı... 24 saat başından ayrılamadım… İlk işim Çin Settini aramak oldu… Ne yalanmış uzaydan göründüğü… Bulamadım… Ama Yasak Kent’i gördüm Pekin’de… İşte budur dedim uzaydan görünebilecek tek yapı…

Google Earth’ü Fare ile fır fır döndürürken, inanılmaz bişii ile karşılaşıyorsunuz… Hiçbir kıtanın görünmediği bir “büyük okyanus” görüntüsü… İşte LOST için, “o adayı nası bulamıyorlar kardeşim?” muhabbetinin cevabı… Büyük okyanus o kadar büyük ki, kuş bakışı Japonya ile Türkiye arasındaki mesafe, Japonya ile Amerika arasındaki mesafeden daha kısa… (Nasıl bir kuş böyle bir bakışa sahip olacaksa artık, Google Earth bakışı desek daha doğru)

itirafkom'da okumuştum yerde Atlas'ı karıştıran küçük kıza teyzesi soruyor neye baktığını, afacan "hava durumuna" bakıyorum diyor... Güllmüştüm...


Şimdi moda ‘illuminati’, “Zeitgeist”, “Religulous” türevi belgeseller… Geyiklerin çoğu bu minvalden dönüyor… Şehir efsanesi sevenlerin kutsal kitapları gibi… (Pentagon’un Google Earth’ten görülmediği yalan… Aha da gözüküyor işte)

En çok Hz İsa’yı ve Hıristiyanlığı eleştiriyorlar… Ben, Dünya’nın en fazla Update edilen kutsal kitabı İncil’i okudum… Kaçıncı baskıydı hatırlamıyorum, “Sezar’ın hakkı Sezar’a” lafının sahibinin Hz İsa olduğunu öğrendiğimde dumurun dibine vurmuştum…

Dünya’da yükselen ikinci trend ise “Kulsal Kitap” lar… Kullar kendi dinlerini yaratıyorlar ve ona kendileri kitap yazıyorlar… Geçen Sayntologlar kitaplarını yazdıklarını açıkladılar… Scientology duymuşsunuzdur ciddi bir müride sahip bir din… En çok hiç ilaç kullanmamalarına gülüyorum… Dünyada ki hastalıkların çoğu travmatik, bakteriyel ve virütiktir… Cüzam olmuş birine antibiyotik vermeyecek misiniz yani?... Antibiyotik keşfedilmeden önce tüm dünyada ölüm saçan tifo, verem gibi hastalıklara sahip insanları günümüzde çok az rastlıyorsak bunun nedeni antibiyotiklerdir… Cüzam’ın ne lanet bir hastalık olduğunu merak ediyorsanız 1963 yapımı bir İran belgeselini tavsiye ederim: Khaneh Siah Ast… İran’da Cüzamlı hastaların atıldığı bir kasabayı anlatır… Bu topraklarda bile Cüzam’lı hastaların atıldığı kasabalar varmış… Fethiye, onlardan biri diyorlar…

Kutsal Kitaplar, Kulsal Kitaplar derken bir de Ataist kardeşler Putsal kitaplarını yazsalar… Yazılı bir şey üzerinden tartışmak daha kolay olurdu…

Bu putsal kitap lafı bana ait diil… Çocukken mahallede yalan yerine yemin ederken kullanırdık:

Karikatür:

- Abiciğim putsal kitap üzerine yemin ederim bak … Kulağımı kelin çarpsın ben almadım yaaa…

- Kulamı kelim diyorsun oolm duyuyoruz herhalde…

Mahalle kültürü deyince, çocukluğunuza doğru nostaljik bir gezi yapmak ister misiniz?

Müze deyince aklımıza hep saraylar ve tarihi yapılar içindeki sanat eserleri, antik eşyalar, heykeller gelir… Türkiye’de yavaş yavaş özel müzecilik de kendini göstermeye başladı… Holdingler devlet desteğiyle bir takım müzeleri hayata geçirdiler… Ama bu ülkede bireysel bir mücadelenin güzel bir abidesi Göztepe istasyonun arkasında çiçek gibi açtı… Sunay Akın’ın Oyuncak Müzesi… Mantar tabancasını gördüğümde yere düşüp bayılacaktım… Köy düğünlerinde birbirimizin gözüne tuttuğumuz o yuvarlak aynalar bile var… Bir zaman makinesi gibi müze ya… Ben komple çocukluğumda bir gezintiye çıktım… Ama en çok bi babaannenin, torunu için alınan Ufo oyuncağına yaptığı örgü örtüye yarıldım… Bu örtü olayında her şeyi anlarım radyo üzerini otobüslerdeki akbillerin üzerini (dantelli örtü serilmiş akbil makinası görmeyen varsa beri gelsin) … ama televizyon’un üzerine koyulması çok travmatik… İzlenilen bir şeyin bir kısmını kapatan bir örtü niye yapılır ki kardeşim… Hatırlar mısınız bir de eski siyah beyaz televizyonlarda, mavi yeşil cam ya da plastik ekran koyucular vardı… Onlar ne işe yarıyordu birisi bana anlatsın yaaa…

Atilla Atalay’ın bir hikayesinde vardı… Almancı aile televizyonun üzerindeki markanın yazı bandını sökmemişler öyle izliyorlarmış… Amcamda hala durur "sony" yazılı çıkartma… Altyazılı bişii izleyemiyorsun bundan kelle… çok komik yaaa…. Amcam da pek altyazılı dizi film izleyecek diil ya, lakin alttan bir önemli haber falan geçer... Hiç mi rahatsız olmaz insan...


Ayın Filmi: Star Trek 2009

* Eeee Spock'ın Annesi Türbanlıymış


Karikatür (röportaj): Sayın Spock'ın annesi bu başörtüsünde kulak gözükmeli mi gözükmemeli mi sorununa siz ne diyorsunuz?

Spock'ın Annesi: Turist Ömer gönderdi diil mi seni?


Kara Mizah Merkezi Marş Yarışması:

"Bonal mizah"ın kuramcısı Bona kardeşimizin Marşı:

Biz genç mizahçılarız
Ahmet Abi önderimiz
Hiç bıkmaz usanmayız
Hep yazar çizeriz

Karikatür kısa öykü ve de sitend ap
Gel bu kursa sende bişiiler kap
Yaz, çiz, oyna, gül
Sonunda mutlak var bir ödül

Al kağıdı kalemi
Güldür cümle alemi
Ahmet Abi hani demokrasi
Ezdin bizi, körelttin zihnimizi

Gömük Mizah'ın dip temsilcisi ŞekMüzt Gimti kardeşimizin Marşı
(tüm kmm delilerini temsilen)

Kara Mizah Okulu Çizgi Var
(Ne bu kokulu silgi var gibi demişsin burada)
Yaratıcılık var en önemlisi
Sanat var
Hep sanat kokuyor
(Vay buraya gönderme yapmışsın anlamamışız)
Sacık deyir sanat bu
(açıklama: sacık cacık olsa gerek)
Okula Adım attım hayatım deşitdi
(burada da Orhan Pamuğa bir gönderme var)
Sanatçı Sınıfına Atlat
Yani Girdim Kardeş
Sanat deyim geçme
Bu Köprü deyir
Çeçit dülüde vir
Burda kırmızı ışık yok....

Amet Abi And yazmıştı
(Bugünkü ant tartışmalarına inat)

Türküm... Şahaneyim...
Amacım, Mizah yolu ile küçüklerimi güldürmek
Büyüklerimi düşündürmektir...
Ülküm; varlık aleminin ritmine uymayanları çizgi yoluyla uyarmak,
ciddiyete davet etmektir...

Birgün beni sinsi emellerine alet edecek; bu şahane yoldan geri çevirmek isteyecek;
mizah düşmanları olursa, o zaman bir süre düşünüp sonra onlara güleceğim...
Hihohohohahihiho Haaa!

Farkındayım saçmaladım... Özür dilerim,...
Şimdi aklıma geldi; "Gülmek hiç de küçümsenmeyecek bir ceza çeşididir"
der ustam Alfonso Alverez... demek ki saçmalamamışım.

Türküm... Altımi üstüm, kıyım, köşem artı sekiz tarafım kuşatılmış farkındayım...
Kocakafalı, patlıcan burunlu, abidik gubudik insanlar çizerek bu kuşatmayı ne kadar yarabilirim?
Bilemiyorum...

Ustam şöyle der: "Gülünce gözlerinin içiiii gülüyorr
Kendimi seeeendeeen ... Alaaamıyorummm
ray ray ray ... ray ray ray raaaaay.... ra ra ra ra ra ray"

Ustamın, karikatür sanatından sıkılıp kendini sanat musikisine vermiş
olmasına şaşırmadınız diil mi?
Anlıyorum...


Türküm, düşünüyorum ama suç, gülücem ... Ama gülemiyorum... O da suç...
Aslında gülüyorum... Yani gülüp kaçıyorum...

Yakalanırsam ayvayı yedircekler biliyorum...

Türküm... Geçen gün Kanada'ya kapağı atmak için başvurdum... Umutluyum...

Dt Cihangir Bayburtluoğlu

Etiketler: