Pazartesi, Ekim 25, 2010

gülme duvarı 26.sayı ekim 2010

Gülme Duvarı

* Eskiden beyaz ekmeğin çok büyük forsu varmış... Anneannemler
yaptıkları tam buğday ekmeğinin (esmer ekmek) arasına beyaz ekmek
koyup yediklerini falan söylerlerdi... Şimdi neden tam buğday ekmeği
beyaz ekmekten daha pahalı? Çok saçma diil mi?

* Çeşme'de bir market alışverişi sırasında gezgin bir turist grubunu,
içecekler bölümde görünce dayamadım ve Cocacola'yı göstererek:
"This is Turkish traditional drink ... So delicious" falan dedim...
Dünyaları falan değişti... Mutlak tatmaları gerektiğini hatırlattım...
Dumurun dibine vurdular... Görseniz... Kontra-ironi çok hoşuma gidiyor...
Gidince ülkesine kesin anlatır kefaller...

* Yılın facebook esprisi farmville'e dair:
Babanızın çiftliği olsa bu kadar çalışmazsınız!

* Türk tipi Dalış (scuba) kursu birinci yıldız sertifikaları:
1 Boy vermek
2 Kum çıkarmak
3 Bacak arasından geçmek

* Kötü sit-kom tarihimiz:

- Niiiiiiiii!
(Kaynanalar diye yazmak zorundayım... Yeni jenerasyon bilmez deyyu deyyu...
Sadece şive üzerine olan bu dizide ünlü basketbolcu Efe'nin annesi
Tijen hanım arada, nesi komikse artık "niiii"lerdi... )
- Ne diyon lann sibop!
- Ba ba baba...
- Oha falan oldum yani!

* İyi sit-kom tarihimiz

- Gülşen Abi (ve aynı ekibin çektiği: Ev Hali)
- Bir Demet Tiyatro (ve aynı ekibin çektiği: Dış Kapının Mandalları)
- Kaygısızlar

* Evde Bir Bebek var:

- Gülmek, sevildiğini hissetmek, dans etmek hepsi içgüdüselmiş...

- Bebek giydirmek ne tatlı işmiş ya...

- (Seinfeld köpekler için söyler ama ben bebekler için daha geçerli diyorum)
Uzaydan birileri gelse, bebeklerin bizim efendilerimiz olduğunu
düşünürler herhalde...
Altlarını temizliyoruz; yediriyoruz; seslenince hızla yanına
gidiyoruz; onları çeşitli maymunluklar yaparak güldürmeye çalışıyoruz...

- İsim verilirkenki anne alışkanlığı nedir:
Dur bakim o isim olmaz, Dübel hala, dübel dede, dübel teyze... Yok yok
"Dübel" olmaz...
Ya "dübel" tabii olmaz, ama çocuğa da isim koyarken illa bu çocuk
"Ağır Ceza Hakimi" olabilir, ya da Diyanet İşleri Başkanı seçilebilir
diye bir isim kevgirinden geçirilir mi yauv!


* Kara Mizah olarak Galata Kulesi'nin dibinde iftar yaptık... Yeni
patlayan KPSS skandalı baş mizah konumuzdu... Deli komik şeyler çıktı...
Benzerleri ertesi gün tüm mizah sitelerinde vardı... Eşimin anlattığı,
Gıda Mühendisleri Odasının tüm üyelerine mail attığı: "bizden de şu
meslektaşımız birinci olmuştur, tebrik ediyoruz" kutlamasını anlattım...
Nasıl bir kepazeliktir yarabbi...
İnternetten konuyla ilgili seçme espriler:
- Soruların 10 bin dolardan satıldığına dair iddia üzerine:
ÖSYM'den açıklama: "Valla bize gelişi 9 bin dolar" -ekşi-
- KPSS birincisi: "ne kopya çekmesi, sınava bile girmedim ki!" -zaytung-

* Meslek sınavları arasında en enteresan gıcır hadise:
Çingeneler çocuklarının gırnatacı mı, davulcu mu olacaklarını şöyle
bir sınav ile belirlerlermiş:
Çocukları sıraya dizerler ve hepsine birer gırnata verirlermiş...
Hangisinin nefesi yetmez sesi çabuk kesilirse onu davulcu yaparlarmış...
Ritim duygusu doğuştan geliyor zaten, o kısmın bir önemi yok...

En iyi düğünler Çingene düğünleridir: Müzik en şugarından, çiçek
piyasası zaten onların elinde, dans dersen eğlence dersen en
kıralından anadın mı?

Baryam Beyauv!

* Mutluluğun resmini geçtim artık da, biz bir bayram günü sıcaklığını
anlatan sahne hiç çekebildik mi be Abidinciim! (şu Amerikan
sinemasının gözümüze gözümüze soktukları şükran günü muhabbetini
gördükçe sinir olduğum mesele)

* Derli toplu ve ya mutlu bir yuvadan gelememen senin kaderindir...
Ama mutlu sıcacık bir aile yaratmak senin elindedir... Babam bayram
sabahı: "birdim sekiz oldum" dedi... Gelinleri torunu hep beraberdik bir
bayram sabahı kahvaltısında...

"Birdim sekiz oldum"
Yetiştirme yurdundan, ODTÜ inşaat mühendisliğini kazanan babam
yalnızlıktan gelen bu gurur tablosunu böyle bir cümle ile anlatınca,
ister istemez gözlerim doldu...
Sonra babamın hiç bir eşyanın olmadığı çuhalar üzerine konduğu
bebekliği aklıma geldi...
Annesinin onu tarlada çalışırken arada sırtından alıp emzirdiği bir
Anadolu'dan Görünüm jeneriği aktı bir an... Film şeridi benim doğduğum
gecekondu evine götürdü beni, tek lüksün bir piknik tüpü olduğu bir
ev... Kızıma baktım sonra, Ege denizinin lacivert sularını gördüğümüz
sundurmada, 'nereden nereye' iç sesini geçiverdim içimden... Pek de
dışıma dökmeden iç geçiriverdim sadece...

Eski Bayramlar:
Anneannem, topal eşekle sabahın köründe Gölovasına geleceğini, erken
kalkmazsak göremeyeceğimizi söylerdi... Eski üslup bi mizah işte...

* Babamın yabancı arkadaşları gelmişti... Anne klasiği; pasta börek
yapmış işte. Ben de keki peynirle yiyorum, bi benim tabağımda peynir
var ekstradan... Annemin genel serzenişidir "bizim oolan keki bile
peynirle yer" deyyu deyyu... Hele çekirdek yanında bayılırım
peynire... Neyse turist abla şaşırdı duruma ama sonra gittiler
memleketlerine çiz-kek yaptılar...
(bu hikaye inanamayacağınız kadar gerçektir)
Ama peyniri tatlıya katmak bu toprakların güzelliği... Pazarlayamıyoruz işte...
Künefe, Höşmerim...
(bu ara Höşmerim, "hoş mu erim" muhabbetinden geldiğini bilmeyeni dövüyorlar)


Bizim künefemize inat ya da bişii keşfetmişler gibi


peynir tatlısı neydi adı o hatta onun asıl adı şu geyii

* Eş durumundan konuk yazar:
Ablamla beraber ertesi gün günübirlik tekne turlarından hangisine
çıksak sorusuyla gezindiğimiz Datça sahilinde teknelerden bi tanesinin
çalışanı soru yağmuruna tutuyoruz. "Kaç koy geziliyor, ne kadar, yemek
kaçta" vb. sorularımızdan bunalan genç arkadaşa daha da genç bir
başkası arka çıkıp cevap vermeye başlıyor. Bütün sorularımızı tekneyi
sonuna kadar sahiplenerek yanıtlasa da gençliğinden mütevellit
kaptanlığı kendisine yakıştıramıyoruz. (Malum kaptan dediğin Fedon
kılıklı olur en azından:)

Biz : Teknenin kaptanı kim?
Genç: Benim.
Biz : (Belki Bodrum'daki kaptanlık okulundan filan mezundur ama direkt
de sorulmaz ki düşüncesiyle) Alaylı mısınız?
Genç : Yok abla ben Datça'lıyım.

Kalın Sağlıcanan
Dt Cihangir Bayburtluoğlu

Etiketler: