gülme duvarı 23. sayı temmuz 2010
Gülme Duvarı
* Botanikçilerin domatesin meyve olduğu gerekçeli kararını
duymuşsunuzdur... Çekirdek muhabbeti işte...
Domates Meyve ise Çoban Salatası ne? Meyve Salatası mı?
Hemen ünlü "sonradan gurme"mize soruyoruz: Domates meyve midir, sebze midir?
" Bazaara gidersin daadlı olanlaa meevedi, duuzlu olanlaa sebzedi..."
* "Sonradan Gurmeler" geçen yılın en iyi esprisi...
Yemekteyiz programının müsabıkları için kullanılan bir sıfat tamlaması
oldu... Program da beni deli ediyor zaten...
"Bifteğin yanında pilav mı olur? Patates püresi olur!"
Ne diyon oolm sen... Hidiv kasrında mı doğdun... Neyin olmadığından
bahsettiğinin farkında mısın?
Bir şişman teyze vardı "onu yemem" "bunu yemem"
Eleman lafını giydirdi: "teyze sen nasıl şişmanladın, onu, bunu yemiyon"
* Ben bir de "Face verdik Book'unu çıkardınız" esprisi çok hoşuma
gitti geçen yıla dair...
Yılın kelime esprisi muhabbetinde, gümüş madalyayı buna veriyorum...
* 80'ler avam mizahı: "Küçük harflerle konuşun... Çok gürültü oluyor..."
İmla kurallarına dikkat edelim mi peki? (2000'lerden gelen cevap)
* Tırt Diş Hekimleri Odası En kötü 3 implant vakası şeklinde absürt
fotoğraflar yayınladım...
Volkan Akmeşe kardeşimiz bütün kafa kemiklerinin kırıldığı röntgendeki
tedavi şeklinden rica etti benden:
- Abi bu çok güzelmiş, ben yaptırmak istiyorum bundan. Sen yapabilir misin?
- Ağzına bir el bombası koyuyoruz... Pimini çekiyoruz... Sen klinikten
kaçabildiğin kadar uzağa kaçmaya çalışıyorsun... Nasıl?
Şeklinde cevapladım... "Tamam. Uyuşturup yapıyorsanız sorun yok" demiş...
Volkancığım bu prosedürün sonunda kalıcı bir uyuşukluk oluyor haliyle.
* Üniversite şehir efsanelerini bilirsiniz...
"Risk nedir" "Arabanın hangi tekeri patladı" " Why - Why not"
"2 kere 2" "Dübel" "Kuddusi Müftüoğlu" "Fahri Korutürk"
"Bi el atalım gençler" "Ağanın gaitası üstüne gaita olur mu?"
"Gayda diil oolm, bu gaita yani bildiğin gıdanın insan vücudu çıkışlı küspesi"
Şimdi yazacağımı duymamışsınızdır... Çünkü gerçek...
Babamın Fizik Profesörü arkadaşı Galip Tepehan'ın ağzından dinledim:
Soruya cevap olarak şunu yazmış aklı evvelimiz mi desem, köylü kurnazı
üniversite öğrencisi mi desem:
İlgili formül kullanılarak,
Sorudaki değerler yazılır,
Ve istenilen sonuç elde edilir...
* Bir de Güzel Sanatlar Fakültesi yetenek sınavı girişi efsaneleri vardır...
Yusuf Kot bi gün onları çizittirsin köşesinde... Çok komikler... ( bi
kaç tanesini ondan duymuştum)
* Bahçelievler belediyesi, kağıt plastik ve metal çöplerini ayıran bir
kaç konteynır koymuş mahallemize... Üşenmedik biriktirdik... Mutfak
bir çöp odaya dönüştü ve ben onları büyük bir zahmetle tekrar dönüşüme
taşıdım... Tam atacakken Konteynırda bir sürü ıspanak vardı...
Ispanakta demir olduğundan, dönüşümde metal konteynırına atılmış diye
düşünebilirsiniz...
Hayır, insanımız oraya kendi normal çöplerini atmış... Bazen
yöneticiler akıllı ve güzel şeyler yapmaya çalışsa da, başında insan
tutamayacağın için ziyan oluyor bu projeler...
* Her canlı ölümü tadacaktır (sana söylüyorum Volkan)
Da benim merak ettiğim Cüneyt Arkın öldüğünde mezar taşında ne yazacak?
Fahrettin Cüreklibatur diil herhalde...
* Cüneyt Arkın'a bu isim soyadı seçim kaybettirmişti... Kahve kahve
dolaştı benim asıl adım "Fahrettin Cüreklibatur" dedi ama yemedi...
* Bu aralar arabaların arka bagajlarından sarkan bezlere gıcığım... O
ne çirkinlik yollarda... Adam arabayı yıkamış... Tahminim bu bezle
silmiş... Kurusun diye bagajdan sallandırıyor... Hayır, moda oldu
Allahın belası şey...
* Hollanda da balkonlara çamaşır asmayı yasakladıklarını duyduğumda
çocuktum ve orada artık çamaşır yıkanmayacak falan diye düşünmüştüm...
Giyip giyip atacaklar falan... Ya da paso kuru temizleme... Şimdi
evlerin çoğu balkonsuz... Bi şekilde ev içinde halloluyormuş mesele...
Ben yine de eski İtalyan - Yunan filmlerinin dar sokaklarında, iki
yakanın pencereleri arası asılmış sarkan çarşafların kadraja acayip
estetik kattığını düşünürüm, filme derinlik verir... Ya da eski
Tepebaşı sokaklarındaki çamaşırların yarattığı siluet sık sık
kullanılır fotoğraf sanatımızın karelerinde... Ben de severim baabında
şeettirdim...
* Seinfeld Kamuflajı:
Arabanın arkasına birinin camı kırıp çalabileceği bir şey
bıraktığınızı düşünüyorsanız onu gazeteyle ya da bir giysiyle
kapatırsınız...
* Sinemada Dövme
Sinemada bir adamın kardeşini, çocuğunu falan; sırtındaki,
basenlerindeki büyük, acayip şekilli beninden ya da kolyesinin diğer
yarısından falan tanırdı... Günümüzde arkadaşını, dostunu, sevgilisini
özellikle düşmanını dövmesinden tanıyor...
- Pekii dost bene, düşman dövmene bakarmış diyebilir miyiz?
- Hayır!
* Sinemada Vurdu Kırdı...
Cüneyt abimizin bir filimden bi kuple bişii paylaştım facebook'da...
Abimiz hastanede onu ziyarete gelen doktor kılığında figüranları
dövüyor... Hani doktor kökenli ya abimiz, şırıngadaki hava boşluğunu
almadığından tanıyor abilerin doktor değil kötü adamlar olduğunu...
Volkan kardeşimizin devamlılık hatasını bulduğu bu küçük parçada ben
en çok doktorların çakma olduğuna diil de Cüneyt abimizin de çakma
hasta olduğu durumuna bayıldım...
* Kızım benim ilk babalar günümde bana ne almış biliyor musunuz: Kravat...
Sanırsam bunu ömür boyu yapacak...
* Gülmeye dair ilkel ipuçlarını onda görüyor ve notlar alıyorum...
Bildiği bir sesi, objeyi, kişiyi gördüğünde gülümsüyor mesela... Tekrar
mizahından neden hoşlandığımızın temellerini onda görür gibiyim...
Bakalım bir gün bunun üzerine uzun uzun yazışırız ...
Kalın Sağlıcaknan
Dt Cihangir Bayburtluoğlu
Etiketler: gülme duvarı


0 tane yorum:
Yorum yazabiliriiiim!
<< Anasayfa