Pazartesi, Ekim 25, 2010

gülme duvarı 19. sayı 15 nisan 2010

Gülme Duvarı

Ekonomi Bülteni

Makro Ekonomi: Para parayı çeker.

Mikro ekonomi: Paran mı var derdin var.

Tiko ekonomi: Bastır parayı, olsun bitsin.

Aile ekonomisi: Az veren candan, çok veren maldan.

Ulusal ekonomi: Devletin malı deniz, yemeyen keriz.

Ekodiyalog: Paran kadar konuş.

Petrol Fiyatları: Paranın tersi Arap.

IMF: Bul karoyu, al parayı...
(kaçınılmaz son, aldın mı babayı)

Avrupa Ekonomik Birliği: Al şu parayı ve kızımın peşini bırak...
Türkiye: Hatırlar mısın? Yoksul ve onurlu bir genç vardı... İşte o
hala yoksul ... Onurunu da korumaya çalışıyor...

Parite: Zenginin parası züğürdün çenesini çok yorarmış.

Borsa: Zenginin parası basının çehresini çok boyarmış.

Likidite: Ne elde kaldı ne avuçta.

Sokaktaki vatandaşa sorduk: Üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer
verirsen kalan iki kuruşa seni satar.

Manipülasyon: Bir diş hekimliği dersi.

Yeşil sermaye: Allah payı
Sosyal devlet: Peygamber payı
Silaha giden para: Kul hakkı

Öro: Alman dayı
(Boğaz Köprüsünden geçince ayı)
Çin: Keman yayı
Amerika: Tren rayı
Onlar da olmazsa Almanya'yı

Bir file kaça doluyor: Yeter File diye bir şey mi kaldı be...
Ne filesi... Torba veriyorlar artık... (kardeşim)

Bir fil kaça doyuyor: Hayvanat bahçesi ekonomisi.
(Darıca hayvanat bahçesinin de isyanı)

(bir dahaki sayıya "spor bülteni")

Çizgi dünyasından haberler:
Gözlüklü şirin gözlerini çizdirmiş... "Şirin baba" ve "Şirine"den
sonra en kolay tanıdığımız gözlüklü şirin, gözlerini çizdirince
şirinler dünyası çok karıştı... Gözlüklü şirin bu durumu: " Ee!
Şirinenin de gözleri mavi diil, aslında onlar lens... Ona kimse
karışmıyor bana niye karışıyorsunuz" şeklinde savundu... Şimdi ise,
Tipitip'in; Bizimkiler'deki Hüdaverdi'nin ne zaman cam dibi
gözlüklerinden kurtulacağı merak konusu...

* Hey gidi yeni nesil! Siz Tipitip'i de bilmezsiniz şimdi...

Politik bir şeyler yazmaktan hoşlanmıyorum lakin bazen Başbakanımız
Recep Tayyip Erdoğan'ı "Selamsız Bandosu" filmindeki Belediye Başkanı
Şener Şen'e benzetiyorum... Hani unutulmaz sahne:
Şener Şen, her sene yerel seçimlerde kendisi karşısında kaybeden Tahir
Emmi'ye bir sahnede belediye makamını göstererek, "Otur otur içinde
kalmasın" der ya... İşte öyle ironik konuşmakta Sayın Baykal'a karşı...
Hele bi de Şener Şen gibi arada, "Oolm seni halk neden başkan seçmiyor
biliyor musun? Çok iyi muhalefet yaptığın için" gibi bir şey dese çok
komik olur...
Bu filmin bir diğer Türk politik yaşamına benzerliği, içerde bu kadar
didişirken, dışarıda Avrupa Birliği trenini kaçırıyor olmamız... Hele
şampiyonumuz, Kıbrıs'ı hemzemin geçitte yere yatırmışken... Vay be bir
Türkiye manzarasını daha sinema ile anlatmanın gururunu yaşıyorum...

Ödüllü Yarışma: Tırnak içindeki sözler hangi ünlümüze aittir?
İpucu: Hülya Avşar diil...
Fahri Korutürk hiç diil...
Ödül: Davul tozu, minare gölgesi diil...

Mevki, para, güç, sıfat elde ettikçe birey, etrafında kraldan çok
kralcılar; sadık kurmaylar; cansiperane dostlar oluşmaya başlar...
Hele zeki, çalışkan ve dürüstse erkin sahibi, çember inanılmaz
genişler...
İşte onlar daha fazla acı çekerler, daha fazla ses çıkarırlar!

"Gariptir, yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler."
"En çok gürültü boş tenekelerden çıkar."

Vücuda doğru gelen her türlü darbeye karşı, elimiz kolumuz ayağımız
tüm kaslarımız nasıl kafayı koruyor ise, bu düşüncenin merkezinden
uzak insanlar da, sadece kafayı koruma mücadelesi verirler... Kafayı
hiçbir zaman çalıştırmazlar...

"İnsan, sevdiğinden korkar, fakat korktuğunu sevemez."

Bu merkezde bir fayda zinciri de oluşur ve oligarşi düzeninden
beslenenler, beynin fikirlerini diil getirdiği ekonominin keyfini
çıkarmaya başlar... Artık korunan şey beyin diil onun
zenginlikleridir...

"Altın kadehte sunulana dikkat et, zehir hiçbir zaman bakır kasede
sunulmaz."

Haliyle ortam daha sıkı korunmaya başlar... Eleştiriler ve karşı
düşünceler bertaraf edilir...

"Kabul etmediğimiz fikirlere karşı, ondan kuvvetli mantığımız vardır."

Tabi ki hem sistemin bekası hem de ayak işlerinin yapılması için,
beyinden bihaber; onu hiç tanımamış; onu hiç okumamış; onu hiç
anlamamış piyonlar olması gerekir... Bu piyonlara üstlerinin
kelamlarını ezberledikçe yükselecekleri ima edilir... İletişimleri
kesilir... Karşı düşünceleri okumaları engellenir...

Onlar sadece ezberledikleri şey için mücadele ederler... Gerçekler
umurlarında olmaz, doğrulara saplanmışlardır...

"Kavak ağacını beğenen ve seven pek az kişi gördüm, çünkü
dosdoğrudur."

Onlar, hiç bilmedikleri; hiç tanımadıkları; hiç okumadıkları; hiç
sorgulamadıkları şey için savaşırlar...

Biz onlara asker, silahşör, samuray, şovalye, militan, terörist,
yoldaş, yeşil bereli, paralı asker, akıncı, mücahit, tetikçi, üye falan
diyoruz... Yaşamı gencecik yaşında hiçe sayan diyoruz...

"Zavallı koyun sürüsü! Çobanı da besler, çoban köpeğini de, kurdu da..."

Halbuki her düşüncenin temelinde insan vardır...
Ama her düşünceye körü körüne bağlanan insandan çok, cani vardır...

"Hayat bir çok kişi için yiyip içip ölümü beklemektir."

İnsan en çok kendi isminin söylenmesinden hoşlanırmış...
Bence insan en çok kendi fikirlerinin söylenmesinden hoşlanıyor...
Hatta insan en çok kendine dayatılan fikirlerin tekrarlanmasından
hoşlanıyor...
Filhakika bıkmıyor usanmıyor, aynı şeyleri dinlemekten...

Dt Cihangir Bayburtluoğlu
Kalasınız Sağlıcanan...

Etiketler: