Pazartesi, Ekim 25, 2010

gülme duvarı üçüncü sayı Şubat 2009

GÜLME DUVARI
Ayın Polemiği

Diini Mizah yoktur!... Ee 'İlahi Komedya' ne?
Şimdi buna cevap yazacaklar:
"sen biliyor musun o kitapta senin peygamberini,
Alevilerin çok sevdiği Hz. Ali'sini
cehennemde tasvir ediyor Dante
ki Dante gibi ortasında da diiliz ömrün" deyyu deyyu,
'Espri yapıyorum anlamıyorsun ki' diycem, polemik olcek!

Ayın Filmi

Bu ayın filmine dair tek bir kelamım var:
Sen Asıl "işsiz Adam"ın filmini yapabilir misin? Abidik!
(ya da Asgari ücret yerine Askeri ücret diyen adamın çaresizliğini)
"ISSIZ ADAM" ın Türkçe karakteri gibi duruyor "işsiz adam", bu da ironik!

Gülme Duvarı istatistik Bürosu
(Bunları ayda kaç kere duyuyorsunuz)
* Şu İstanbul'da insandan çok araba var!
* Eskiden Topkapı'dan ilerde bir Ömür Yoğurtları vardı, her yer tarlaydı...
* Mecidiyeköy alabildiğine dutluktu...


Ne Ne?

İnsan patolojisinde vücut sorun, beyin soru üretir... Yani beyin soruları sorun yapar... Bu da önce heyecana, sonra hezeyana ve paranoyaya dönüşür... Ne güzel yazmış biri gülme(ce) duvarına: "Paranoyak olmam, takip edilmediğim manasına gelmez" (pis sardırmış) ... Takip edilme paranoyası bittabi bilakis, insanlığın büyük şehir yaşantısıyla birlikte gelişmiş, ilk polisiye eser Edgar Allen Poe üstadın 'Morg Sokağı Cinayetleri' romanıyla pekişmiştir... Cinayet romanlarının, Karındeşen jack'le birlikte seri katil kullanmaya başlaması toplumda bu paranoyaya sahip olan insan sayısını parabolik olarak arttırmıştır... Ülkemizin geri kalmışlığının bir göstergesi olarak batıcı bağnaz düşüncenin en güzel hicvi de bu minvalden yola çıkarak: "Niye bizim memleketimizden seri katil çıkmıyor kardeşim, bu topraklar bu kadar geri kalmış olamaz, tez zamanda bir seri katil üretmeliyiz" söylevidir... Bu kesim'in cehaletine vurmak lazım, bizim zaten seri katillerimiz varmış.. Çivici:Mustafa Aktaş... "çivi gördün mü dayanamıyorum insanların kafasına çakmak istiyorum" diyen bu korkunç adamın, elektirik kurumunda çalışırken büyük bir voltaja kendini kaptırması sonucu böyle olduğu rivayet edilir... Manisa Akıl Hastanesinde yatan Aktaş'ın soyadının, sonradan kapatılan Anadolu yakasının en büyük elektrik dağıtım firmasıyla aynı olması şaşırtıcı... Bir başka komedi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci seri katili Vampir Ömer'i bunun koğuşuna koymaya kalktıklarında, Çivici'nin itirazı: "Vampir'in bir cani olduğunu; odasında görmek istemediğini" söylemesi... Bir gün Çivici bi şekilde firar eder, memleketinde bunu duyan vınlar, kasaba resmen boşalır... Yakalanır, cebinde çiviler ve öldüreceklerinin listesi çıkar... Takip edilme paranoyasından geldik buralara iş biraz uzadı.... Ben günümüz paranoyalarının biraz daha farklı olduğundan dem vuracaktım... Bence bunlar üç gruba ayrılıyor:
internet paranoyakları;
her şeyin kanser yaptığına ya da zararlı olduğuna inanan paranoyaklar;
('onu yeme bunu yeme onu içme bunu içme bu ne biçim yasak be' devekuşu kabare)
ve siyasi paranoyaklar...
Bu ayki konumuz internet paranoyakları (hele şükür yazmak istediğim yere geldim)... Devlet bazında ilk büyük paranoyak tepki Google Earth'e gelmişti... 'Teröristler de kullanıyor' dediler... İyi de kardeşim Google Earth kadar güzel bir adres bulma rehperi var mı? Bütün dünyayı gezebileceğin böylesine güzel bir oyuncak... Yapmayın... İkincisi Başbakanımızın bile 'aktunnel' kullanıp girdiği youtube'un hala kapalı olması... Saçmalık... Bi de bireysel paranoyaklar var... Mesela Facebook'a demediklerini bırakmadılar... Facebook'tan birer birer düşen arkadaşlarım yazdıkları şeyler acayip... Mel Gibson'ın 'Komple Teorisi' filmindeki '100$lık banknotların içindeki telle takip ediyorlar bizi' tipi şeyler... Bizim hakkımızdaki bilgileri biriktiriyorlarmış... Senin kedinle çektirdiğin 150 fotoğrafı n’apsınlar be... Gündüz Vassaf'tan okumuştum, Facebook'u kuranların nasıl bu işi insanlık için yaptıklarını... Çok sevdiğimiz bir arkadaşımız Facebook'ta bulduğu ilkokul arkadaşıyla acaip güzel bir evlilik yaptı mesela... Google Earth, Youtube, Facebook sadece örnek... Her şeyi kötü niyetli kullananlar vardır elbette, “çiviyi” bile! Sen bundan dolayı herşeyi yasaklayamazsın ki, kendine bile!

Ne acaip şey

İskele babasına atılan ilk halatların gıcırtılarıyla birlikte, vapurlardan “uzun” atlamalar başlar Kadıköy’e, Eminönü’ne, Beşiktaş’a , Mamak'a, Pursaklar'a (Bu seçimlerde Ankara belediye başkan adayları, vapur getircem falan dese ya ne komik olur)… Mesafe insanın gözünün kestirebileceğinden uzundur çoğu zaman… Ama Muhlis Bey’in atladığı kadar uzun hiç olmamıştır… Behiç Pek’in esprilerini bulduğu, Latif Demirci’nin çizdiği Muhlis Bey’de çok uzun bir atlayış yapmaya çalışır vapurdan bir karikatürde... Hatta o kadar erken atlamıştır ki Muhlis Bey, vapur daha boğazın ortasını bile geç(e)memiştir… Karikatürdeki anlatan adam “hiç bu kadar erken atlayanı görmemiştim der” Muhlis Bey için… Muhlis Bey’de öyle bir karakterdir zaten… Hiç unutmam çayına da tatlı atar; “Ee!.. Şekere zam geldiyse baklavaya da gelmedi ya” deyip… Hep zarar eden aykırılardandır çünkü o… Bizim gibidir yani…

Ama benim en çok güldüğüm vaka-i vapur kahramanı Muhlis Bey diildir… Daha komik duruma düşen bir âdemoğlu vardır ki hakikaten olayı hatırladıkça gülerim:

Hatırlar mısınız bilmem bir dönem (muhtemelen 90’ların başında) vapurlarda şöyle bir uygulama vardı… Vapurla Avrupa’dan Anadolu’ya geçiş çift jeton, karşıdan Avrupa’ya geçiş bedava… O zamanlar karşıda görevliler pek iplemezlerdi çıkış kapılarını… İsterseniz bodoslama vapura binebilirdiniz yani… İşte böyle bir gün, orta yaşlı bir bey vapuru kaçıracağım korkusuyla koşa koşa iskeleyi geçmiş, ve vapura doğru inanılmaz bir atlayış yapmış… Bu olayı gören ve anlatan uzun atlama milli antrenörü, bu mucizevî karakter hakkında şöyle bir yorum yapmış… “Çıkışı ve tekniği çok mükemmeldi ve iyi zıpladı, kendisi sıkı bir çalışmayla milli takımıza girebilir hatta kısa zamanda Türkiye rekoru kırabilir, belki de kırdı” … “Atlayan Salağı” yakasından paçasında çekip vapura zorla alan adamlar da ise alaycı bir gülümseme oluşur… Bu inanılmaz atlayışın sonucu hüsrandır çünkü… Maalesef vapur kalkmıyordur, yanaşıyordur…

Kelamımın sonlarına doğru benim bu konudaki naçiz kanaatim (hatta atlayanlara verdiğim kanaat notlarını sorarsanız), ben hep olayın tehlikeli olduğunu düşünmüşümdür… Zamanın öneminden dem vuruluyorsa, bu zamana kadar vapurdan erken atlayarak insanların kazandıkları 3-5 saniyeyi toplasak kaç insan ömrü eder diye sorgulamak gerekir… Ama yine de ilk inecekler sırasında olduğum zamanlar, arkamda toplumun baskısını hissederim… Bişii beni iter “atla atla” der ensemden… Şöyle bir vapur seviyesi ile iskele seviyesinin bir olup olmadığına bakarım…(Aynı seviyede diilse, vapurdaki halat babasının üzerinden atlamak gerekir netekim) Şöyle karşıyı,mesafeyi tartarım… Hadi derim içimden… Ama atla(ya)mam… Korkarım… Lakin insanımdır… Önün bir arkasında durduğum zamanlar, kızarım öndeki dallamaya… 'Atlasana be adam' diye bağırasım gelir… Böyle…


Nası ya?

Ayştayn'nın 'ışık hızı, yol, ışığın aldığı mesafe' üzerine tüm kuramlarını çürüten Vaka-i Trafik'ül Türkiye Hezeyanı:
Trafik ışıklarında yanan yeşil ışığı her zaman en öndeki arabanın bir arkasındaki görür...
Aynı deneyde ses hızının ışık hızını geçtiğinin Türkiye Koşullarında ispatı:
(Buradaki Türkiye koşulları 'sürtünmesiz ortam' gibi bişii)
Öndeki araba, arkadakinin korna sesiyle yakalar yeşil ışığı
Hesaplı parlak bulaşığı!

Ne alakası var ya!

Mintaksla canım mintaksla, mintaksla canım mintaksla!
(mizahta nostalji)

Kara Mizah Merkezi King Üst Kurulu:
Hani lokaller vardır faso kağıt oynanır... Bizim mizah merkezinde de akşamları el etek çekilince merkez tam bir oyun sahasına dönüşürdü... Çoluklu çocuklu "Eşek" ve "Dost Kazığı" oynandıktan sonra (ki ne kadar eğlenirdik anlatamam) guruhun bir kısmı da ayrılır, geriye bir king ekibi kalırdı... Merkez, merkebe dönünce, insanlar mekteplerine kendilerini verince dağıldı... King ekibi kendini sanal âlemde göstermeye çalıştı... Ben tam bir üstat olarak kısa zamanda mastır olmuştum... Amet abi bunu kendine yediremedi... Gece gündüz çalıştı o da siyahlar giyinebileceği bir efendi olabildi... Şimdi yıldız savaşları gibi kapıştığımız bu site kapandı... Koaka, hemi de yüzümüze şamar gibi vurulan bir yazıyla "Bu kadar insanın sabahtan akşama kadar girip oyun oynadığı bir oyun sitesinin manevi ağırlığını taşıyamıyorum ve sitemi kapatıyorum... Siz de bir şeylere tıklayacaksanız bari memlekete bir yararınız dokunsun aha da Tema, çocuk yardım kuruluşların siteleri... Bunlara tıklayın bir zahmet" kapandı hemi de... Amet abiyi aradım... Onda da aynı sessizlik vardı... "evlat acısı gibi koydu şerefsizim" sessizliği... Ama adamlar öyle bir yazıyla şeettirmişler ki, bunu da diyemiyorsun... Öyle kala kaldık ortada... Mukadderat...
Haftaya Bu Köşede Çok komik diyetler var:
Lahana Turşusu Perhizi
Garanti ediyoruz su içeceksiniz o bile yaramayacak diyeti

Her gün bir kibrit kutusu büyüklüğünde kibrit kutusu diyeti


dt cihangir bayburtluoğlu


Etiketler: