gülme duvarı dördüncü sayı Mart 2009
Kim kimin nesi?
Oğuz Aral'ın Avanak Avni ile Uğur Gürsoy'un Fırat'ı torun çocukları...
(ikisinin de banyo sevmemesi tesadüf mü... ya da mahallede ona sert davranan kendinden büyük arkadaşlarının olması...)
Sürahi Hanım ile Dilber Hala kuzen...
(giyim kuşam uslüp tavır)
Atilla Atalay'ın Sıdıkası ile Yılmaz Erdoğan'ın Lütfiyesi aynı varoşa bakan pencere kızları...
(yıllarca Yılmaz Erdoğan, Atilla Atalay'ın Sıdıkası'nı iç etti diye eleştirildi, lakin Yılmaz Erdoğan'da güzel kalemiyle kendini affettirmeyi başardı)
Nası ya?
"Bi yudum insan" belgeselinde bi kelam vardır, bi ritüelmiş gibi
sıralanır ... İnsan yaşar ... İnsan sever ... İnsan biriktirir... Ee insan gelmeden önce bi haber verir...
La insan bi sifonu çeker be... İnsan girmeden önce bi kapıyı çalar...
İşte orda "insan biriktirir" lafını çok severim... Çünkü herkes bu hayatta bir şeyler biriktirir... Düşünsene
yaka paça çıkartılan o çöp ev kadınlarını... Evinde çöp biriktiriyor diye komşuları tarafımdan kem gözlerler bakılarak
itfaiye polis eşliğinde çıkartılır... Kameralar evdeki yığılmış çöpleri gösterir... İnsan Biriktirir... Hatta hepimizin biriktirdiği çöpler vardır...
İngiliz soyluları, ya da kendini bişii sananlar da pul biriktirir mesela... Filatelistler... Onlar da işlevinini yitirmiş, kullanılmış kağıt parçaları biriktirmiyor mı...
Ama onlar soylu oldukları için çöp biriktiriyor diyemeyiz... O teyze için, pullardan kat be kat değerli olan şeylere çöp diyoruz işte...
Gerçi o pul kolleksiyoncuları da çöp biriktirmenin cezasını argoda sapık muamelesi gösterilerek çektiler... Hayat böyle bişii işte...
O kem gördüğünüz teyzeden beter olursunuz, sebebini bile anlamadan...
Ama insan biriktirir... Kimisi değerli şeyler biriktirir... Herkes biriktirir... Ben de biriktiririm... Ben insan biriktiririm...
Geçmişimdeki hiçkimse ile kopmam... "Oolm bu adamı ne taşıyorsun" diyenlere kızarım... Biriktiririm işte...
Ararım, mesaj atarım... Her dönem bir dostum olmuştur... Hepsini tekrar görmek için can atarım... İnsan biriktirir bense insan biriktiririm...
Ne diyon sen?
Dünya sinemasında bir ilki başardık... Belki de kendi sinemamızda da bir ilk yaşandı... 2008 yılında Türkiye sinemaları boxoffice sonuçlarına baktığımızda
en fazla seyirci çeken filmler listesinde ilk onda türk filmleri var... Mucize gibi... Hollywood mu battı, Avrupa sinemasının sanatsal değeri mi düştü, doğudan yükselen Uzak Doğu sinemasının güneşi mi tutuldu, n'oldu? Bunun nedeni ortaöğrenim gençliğini sinemaya çeken Türk yapımlarının şaha kalkması, bakın iyi ürünler vermesi bile diyemiyorum...
Ama asıl nedenini şuna bağlıyorum:
Ortaokula gidiyordum... Barış Manço'yu çok sevmiştim... Annemin yün, tığ, ip aldığı tuhaf(iye) dükka(nı)na girdik... Tuhaflık bu ya, dükkanda iğneden ipliğe herşey olduğu için müzik kasetleri de vardı!..."iğne ile iplik arasında sayabileceğin hiçbir şey yoktur ki! Ne demek ya iğneden-ipliğe, çok saçma... Hani eldivenden- merdivene iyi bir slogan ama bu ı-ıh!" Kürşat Kara Mizah Merkezi...
Annem iplikle ilgilenirken ben cam tezgah altındaki kasetlere bakıyordum... O da ne "Barış Manço" nun kaseti...
Anne'ye klasik yalvarmalar, büyük arzuyla o kaseti istemeler, etek çekiştirmeler... Anneyi en azından kasete bakacak kadar bıktırma operasyonu...
"Eee bu kasette sadece bir şarkı biliyoruz" ... Bu ne ya... "Sen al ben diğerlerini öğrenirim"... yok... Artık kafadan olayı bitirdi... Klasik anne çözümlerinden birini üretmişse anneye artık o şeyi aldıramazsın... "bunda bir tane zımbırtı var gerisine boşuna para vericez" duruşu en yıkılmaz anne söylevlerinden, uğraşmaya değmez... Ama anne yüreği işte bi şekilde senin de gönlünü almak ister: "Ben sana Polis radyosundan bir Barış Manço kasedi doldururum" ... Annemin o inanılmaz ses stüdyosu: kasetçalar kapağı kırık; Yu-ma-tu tadında bir teypten bana özel bir Barış Manço kaydı yaptı... Çok çok özel bir kayıt... Niye? ... Çünkü anneciğim bulaşık yıkarken, çamaşır asarken aniden duyduğu Polis Radyosundan her Barış Manço kelamında koştur allah rec düğmesiyle basılı olan pause düğmesine basıp kaydını yapmakta... Şarkılar ya "kadıköyden hale jale lale, bakırköyden tüm mahalle" tadında başlamakta, ya da şarkının gereksiz intro melodisi kesilip atılmakta... Muhteşem bir Barış Manço kasedi... Umarsızca, kimi şarkılar iki kere kaydedilmiş... Ama biri ötekisinden daha uzun, reklam cıngılı da var:"Okul önlüklerinde Balinlerin... veeyk veyk veeeeeyk"... Şimdi öğreniyorum ki Barış Manço'nun o gün almadığımız "24 Ayar" kasedi 24 ayar bir albüm... Barış Manço'nun en iyi albümü... Fan'ı olduğumdan biliyorum... Lan kaç para o kaset yarabbim (çocukken alınmasını istediğimiz ve unutamadığımız şeyler)... Bu mimvalden yola çıkarak şimdiki anneler "Dur oolm sen niye sinemaya o kadar para veriyorsun... Ben sana o filmleri internetten indiririm... Arkadaşlarını çağırırsın, mısır da kaynatırım, mısır da patlatırım, çay yaparım, poğça yaparım... " diyebilecek teknolojik bilgiye sahip olsalardı o çocukların deli gibi sinemaya gitmeleri engellenirdi... Bu yukarda bahsettiğim mucize inşallah türk sinemasının yararına olur; çünkü Muro'ya, İvedik'e; Edirne'den, Kars'tan öte birilerinin gülmesi çok zor be kardeşim... Herkes Barış Manço diil... Ne güzel demiş Cem Karaca: "Süper Star, Mega Star, Edirne'den sonra bunları kim sitar"
Bir de dini bir takım imgelerden yola çıkan bir Türk Korku Sineması hortladı ki: Araf, Mulsallat, Dabbe, Büyü... Allah akıl fikir versin...
Ben de bunu hicvetmek için bir kaç tane buldum, çekmek isteyen varsa buyursun çeksin, telif melif istemiyorum...
The victim of the victim Bayraam
Niida 3
Teneşirden Ev
Hacibekir mahallesi karabasanları
Klasik Sinema'ya Dair Komik Tespitlerim:
* Vadim o kadar yeşildiki filmi siyah beyaz: "Eee Vadin ne kadar yeşildiyi nasıl anlayacağız"
* Şindlerin annesinin listesi: 2 ekmek, 6 yumurta, 1 kiloluk yoğurt
* Haşere Filmlerine kesin çözüm (Örümcek adam - Sinek): Reyd Böcek Savar
* 13. Cuma filmindeki Jason Voorhees'in mezar taşında doğum tarihi var ama ölüm tarihi yok...
Bu filmin devam filmleri bitmez arkadaş... Çekeceğimiz var...
* Çocukken yapardık bu espriyi bunları yazınca hatırladım:
Michael Jackson "iyi kötü çirkin" i izlerken ne demiş: Who's Bad!...
Ayın Filmine Dair:
Orda burada görsem de bu espriyi, benim de aklıma geldi babında yazdım... Recep İvedik hakkında da samimi düşüncemdir:
"Recep İvedik III nasıl olur bilemem ama dördüncüsüne taşlarla, sopalarla girecek bu millet" Albert Einstein
Ne Alakası Var:
Şu ekonomik kriz haberleri arasında duyuyorum işte: "Amerika Batıyor!" gibi şeyler...
Amerika Batıyor ama hala bize "Batıyor" kardeşim... Bundan önce bir 11 Eylül olayında bu kadar gündeme gelmişlerdi...
11 Eylül Saldırılarını ilk duyduğumda:
"Aha japonlar gene Amerika'ya saldırdı" dedim...
Dünyada japonlardan şüphelenen bir tek ben varmış gibi hissettim sonra...
Bu kamikazeler hakkında ben mi yanlış bişii biliyorum yoksa bu da bir kamikaze olayı diil mi?
N'oluyoruz Sandım
Bir arkadaş altlı üstlü bir kaç akrabasıyla toplam 1500 doğalgaz ödediklerini söyledi... N'oluyoruz sandım... "Oolm ben o kadar doğalgaz faturası ödesem giderim Rusya ile anlaşma yapar kendi doğalgazımı getittiririm" dedim... Ööle...
Seçim Metrobüsü
Ahmet Vefik Alp ilk İstanbul Belediye başkanı adayı olduğunda ciddi bir kesim, sağcısı solcusu etkilenmişti... Lakin bir afiş bu kadar mı insanın karizmasını sarsar...
Kimin fikriydi hatırlamıyorum tüm şehirde büyük şehir belediye başkanı adayının klavyeyle boy boy fotoğrafları asıldı... İlçe belediye başkanları da harddisk, mouse'la mı fotoğraf çektiler şeklinde, alay konusu oldular... Ondan sonra mevzuyu da toparlayamadı... Afiş'e "ekran kartı kimde ulan!" diye balon yapmıştık... Anlayın artık ...
Şimdi bağımsız bir aday reklam afişlerinde "her mahalleye metro" diye bişii uydurmuş... Kardeşim aradı söyledi ve ekledi: "yok metropur projesi" getirseydin, "Metro vapur. Denizin altından yolcu taşıma. Gayet kullanışsız... "
Dünya belediyecilik tarihinin en vahim hizmeti de Taksim meydanına konulan tuvalettir bence... Bi de süreli... Müzik çalarak kapı açılıyor... Ya hadi girdin... Bari adamı ışınla... Bu adamın bir de burdan çıkışı var abiciim... Müzik çalarak hem de... Hayır süreli olduğu için ulu orta açma ihtimali de var... Hem de meydana karşı... Bize bu hizmetlerle gelmeyin kardeşim... Hadi bu seçimler de hayırlı olsun diip, Kalın Saalıcakla kelamımla satırlarıma son veriim...
Haftaya bu köşede dev araştırma dizisi: İş makinalarını kıran yatırlar!.. İstanbul bu kadar inşat alananına döndü, pekii neden artık yatırlar iş makinalarını kırmıyor!.. Catterpiller'in yatırları iplemeyen iş makinaları alan belediye başkanı kim!
dt Cihangir Bayburtluoğlu
Oğuz Aral'ın Avanak Avni ile Uğur Gürsoy'un Fırat'ı torun çocukları...
(ikisinin de banyo sevmemesi tesadüf mü... ya da mahallede ona sert davranan kendinden büyük arkadaşlarının olması...)
Sürahi Hanım ile Dilber Hala kuzen...
(giyim kuşam uslüp tavır)
Atilla Atalay'ın Sıdıkası ile Yılmaz Erdoğan'ın Lütfiyesi aynı varoşa bakan pencere kızları...
(yıllarca Yılmaz Erdoğan, Atilla Atalay'ın Sıdıkası'nı iç etti diye eleştirildi, lakin Yılmaz Erdoğan'da güzel kalemiyle kendini affettirmeyi başardı)
Nası ya?
"Bi yudum insan" belgeselinde bi kelam vardır, bi ritüelmiş gibi
sıralanır ... İnsan yaşar ... İnsan sever ... İnsan biriktirir... Ee insan gelmeden önce bi haber verir...
La insan bi sifonu çeker be... İnsan girmeden önce bi kapıyı çalar...
İşte orda "insan biriktirir" lafını çok severim... Çünkü herkes bu hayatta bir şeyler biriktirir... Düşünsene
yaka paça çıkartılan o çöp ev kadınlarını... Evinde çöp biriktiriyor diye komşuları tarafımdan kem gözlerler bakılarak
itfaiye polis eşliğinde çıkartılır... Kameralar evdeki yığılmış çöpleri gösterir... İnsan Biriktirir... Hatta hepimizin biriktirdiği çöpler vardır...
İngiliz soyluları, ya da kendini bişii sananlar da pul biriktirir mesela... Filatelistler... Onlar da işlevinini yitirmiş, kullanılmış kağıt parçaları biriktirmiyor mı...
Ama onlar soylu oldukları için çöp biriktiriyor diyemeyiz... O teyze için, pullardan kat be kat değerli olan şeylere çöp diyoruz işte...
Gerçi o pul kolleksiyoncuları da çöp biriktirmenin cezasını argoda sapık muamelesi gösterilerek çektiler... Hayat böyle bişii işte...
O kem gördüğünüz teyzeden beter olursunuz, sebebini bile anlamadan...
Ama insan biriktirir... Kimisi değerli şeyler biriktirir... Herkes biriktirir... Ben de biriktiririm... Ben insan biriktiririm...
Geçmişimdeki hiçkimse ile kopmam... "Oolm bu adamı ne taşıyorsun" diyenlere kızarım... Biriktiririm işte...
Ararım, mesaj atarım... Her dönem bir dostum olmuştur... Hepsini tekrar görmek için can atarım... İnsan biriktirir bense insan biriktiririm...
Ne diyon sen?
Dünya sinemasında bir ilki başardık... Belki de kendi sinemamızda da bir ilk yaşandı... 2008 yılında Türkiye sinemaları boxoffice sonuçlarına baktığımızda
en fazla seyirci çeken filmler listesinde ilk onda türk filmleri var... Mucize gibi... Hollywood mu battı, Avrupa sinemasının sanatsal değeri mi düştü, doğudan yükselen Uzak Doğu sinemasının güneşi mi tutuldu, n'oldu? Bunun nedeni ortaöğrenim gençliğini sinemaya çeken Türk yapımlarının şaha kalkması, bakın iyi ürünler vermesi bile diyemiyorum...
Ama asıl nedenini şuna bağlıyorum:
Ortaokula gidiyordum... Barış Manço'yu çok sevmiştim... Annemin yün, tığ, ip aldığı tuhaf(iye) dükka(nı)na girdik... Tuhaflık bu ya, dükkanda iğneden ipliğe herşey olduğu için müzik kasetleri de vardı!..."iğne ile iplik arasında sayabileceğin hiçbir şey yoktur ki! Ne demek ya iğneden-ipliğe, çok saçma... Hani eldivenden- merdivene iyi bir slogan ama bu ı-ıh!" Kürşat Kara Mizah Merkezi...
Annem iplikle ilgilenirken ben cam tezgah altındaki kasetlere bakıyordum... O da ne "Barış Manço" nun kaseti...
Anne'ye klasik yalvarmalar, büyük arzuyla o kaseti istemeler, etek çekiştirmeler... Anneyi en azından kasete bakacak kadar bıktırma operasyonu...
"Eee bu kasette sadece bir şarkı biliyoruz" ... Bu ne ya... "Sen al ben diğerlerini öğrenirim"... yok... Artık kafadan olayı bitirdi... Klasik anne çözümlerinden birini üretmişse anneye artık o şeyi aldıramazsın... "bunda bir tane zımbırtı var gerisine boşuna para vericez" duruşu en yıkılmaz anne söylevlerinden, uğraşmaya değmez... Ama anne yüreği işte bi şekilde senin de gönlünü almak ister: "Ben sana Polis radyosundan bir Barış Manço kasedi doldururum" ... Annemin o inanılmaz ses stüdyosu: kasetçalar kapağı kırık; Yu-ma-tu tadında bir teypten bana özel bir Barış Manço kaydı yaptı... Çok çok özel bir kayıt... Niye? ... Çünkü anneciğim bulaşık yıkarken, çamaşır asarken aniden duyduğu Polis Radyosundan her Barış Manço kelamında koştur allah rec düğmesiyle basılı olan pause düğmesine basıp kaydını yapmakta... Şarkılar ya "kadıköyden hale jale lale, bakırköyden tüm mahalle" tadında başlamakta, ya da şarkının gereksiz intro melodisi kesilip atılmakta... Muhteşem bir Barış Manço kasedi... Umarsızca, kimi şarkılar iki kere kaydedilmiş... Ama biri ötekisinden daha uzun, reklam cıngılı da var:"Okul önlüklerinde Balinlerin... veeyk veyk veeeeeyk"... Şimdi öğreniyorum ki Barış Manço'nun o gün almadığımız "24 Ayar" kasedi 24 ayar bir albüm... Barış Manço'nun en iyi albümü... Fan'ı olduğumdan biliyorum... Lan kaç para o kaset yarabbim (çocukken alınmasını istediğimiz ve unutamadığımız şeyler)... Bu mimvalden yola çıkarak şimdiki anneler "Dur oolm sen niye sinemaya o kadar para veriyorsun... Ben sana o filmleri internetten indiririm... Arkadaşlarını çağırırsın, mısır da kaynatırım, mısır da patlatırım, çay yaparım, poğça yaparım... " diyebilecek teknolojik bilgiye sahip olsalardı o çocukların deli gibi sinemaya gitmeleri engellenirdi... Bu yukarda bahsettiğim mucize inşallah türk sinemasının yararına olur; çünkü Muro'ya, İvedik'e; Edirne'den, Kars'tan öte birilerinin gülmesi çok zor be kardeşim... Herkes Barış Manço diil... Ne güzel demiş Cem Karaca: "Süper Star, Mega Star, Edirne'den sonra bunları kim sitar"
Bir de dini bir takım imgelerden yola çıkan bir Türk Korku Sineması hortladı ki: Araf, Mulsallat, Dabbe, Büyü... Allah akıl fikir versin...
Ben de bunu hicvetmek için bir kaç tane buldum, çekmek isteyen varsa buyursun çeksin, telif melif istemiyorum...
The victim of the victim Bayraam
Niida 3
Teneşirden Ev
Hacibekir mahallesi karabasanları
Klasik Sinema'ya Dair Komik Tespitlerim:
* Vadim o kadar yeşildiki filmi siyah beyaz: "Eee Vadin ne kadar yeşildiyi nasıl anlayacağız"
* Şindlerin annesinin listesi: 2 ekmek, 6 yumurta, 1 kiloluk yoğurt
* Haşere Filmlerine kesin çözüm (Örümcek adam - Sinek): Reyd Böcek Savar
* 13. Cuma filmindeki Jason Voorhees'in mezar taşında doğum tarihi var ama ölüm tarihi yok...
Bu filmin devam filmleri bitmez arkadaş... Çekeceğimiz var...
* Çocukken yapardık bu espriyi bunları yazınca hatırladım:
Michael Jackson "iyi kötü çirkin" i izlerken ne demiş: Who's Bad!...
Ayın Filmine Dair:
Orda burada görsem de bu espriyi, benim de aklıma geldi babında yazdım... Recep İvedik hakkında da samimi düşüncemdir:
"Recep İvedik III nasıl olur bilemem ama dördüncüsüne taşlarla, sopalarla girecek bu millet" Albert Einstein
Ne Alakası Var:
Şu ekonomik kriz haberleri arasında duyuyorum işte: "Amerika Batıyor!" gibi şeyler...
Amerika Batıyor ama hala bize "Batıyor" kardeşim... Bundan önce bir 11 Eylül olayında bu kadar gündeme gelmişlerdi...
11 Eylül Saldırılarını ilk duyduğumda:
"Aha japonlar gene Amerika'ya saldırdı" dedim...
Dünyada japonlardan şüphelenen bir tek ben varmış gibi hissettim sonra...
Bu kamikazeler hakkında ben mi yanlış bişii biliyorum yoksa bu da bir kamikaze olayı diil mi?
N'oluyoruz Sandım
Bir arkadaş altlı üstlü bir kaç akrabasıyla toplam 1500 doğalgaz ödediklerini söyledi... N'oluyoruz sandım... "Oolm ben o kadar doğalgaz faturası ödesem giderim Rusya ile anlaşma yapar kendi doğalgazımı getittiririm" dedim... Ööle...
Seçim Metrobüsü
Ahmet Vefik Alp ilk İstanbul Belediye başkanı adayı olduğunda ciddi bir kesim, sağcısı solcusu etkilenmişti... Lakin bir afiş bu kadar mı insanın karizmasını sarsar...
Kimin fikriydi hatırlamıyorum tüm şehirde büyük şehir belediye başkanı adayının klavyeyle boy boy fotoğrafları asıldı... İlçe belediye başkanları da harddisk, mouse'la mı fotoğraf çektiler şeklinde, alay konusu oldular... Ondan sonra mevzuyu da toparlayamadı... Afiş'e "ekran kartı kimde ulan!" diye balon yapmıştık... Anlayın artık ...
Şimdi bağımsız bir aday reklam afişlerinde "her mahalleye metro" diye bişii uydurmuş... Kardeşim aradı söyledi ve ekledi: "yok metropur projesi" getirseydin, "Metro vapur. Denizin altından yolcu taşıma. Gayet kullanışsız... "
Dünya belediyecilik tarihinin en vahim hizmeti de Taksim meydanına konulan tuvalettir bence... Bi de süreli... Müzik çalarak kapı açılıyor... Ya hadi girdin... Bari adamı ışınla... Bu adamın bir de burdan çıkışı var abiciim... Müzik çalarak hem de... Hayır süreli olduğu için ulu orta açma ihtimali de var... Hem de meydana karşı... Bize bu hizmetlerle gelmeyin kardeşim... Hadi bu seçimler de hayırlı olsun diip, Kalın Saalıcakla kelamımla satırlarıma son veriim...
Haftaya bu köşede dev araştırma dizisi: İş makinalarını kıran yatırlar!.. İstanbul bu kadar inşat alananına döndü, pekii neden artık yatırlar iş makinalarını kırmıyor!.. Catterpiller'in yatırları iplemeyen iş makinaları alan belediye başkanı kim!
dt Cihangir Bayburtluoğlu
Etiketler: gülme duvarı
0 tane yorum:
Yorum yazabiliriiiim!
<< Anasayfa